Parti' den Haberler

Komünistler ne yapacak?

Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Merkez Komite Üyesi Kurtuluş Kılçer, komünistler açısından patlayan bombalar ile Türkiye, emperyalizm ve Ortadoğu’da ortaya çıkan tablo, üzeri çizildi çiziliyor denilen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “geleceği”, yeni anayasa süreci, Kürt hareketi ve sosyalist solun ilişkileri üzerine sorularımızı yanıtlıyor.

“Emperyalist-kapitalist sistem kaos yaratarak toplumu pasifize ediyor”

-Bugün ülkemizdeki siyasal gelişmelere dair bir kaç soru sormak isteriz. Bombalarla birlikte ülkemizde bir kaos yaşanıyor gibi. Sizin daha farklı bir bakışınız oldu. Kaos değil “psikolojik harp” dediniz. Bunu biraz daha açar mısınız…

-Kurtuluş Kılçer: Bugün ülkemize, Avrupa’ya ve hatta Suriye’ye bakarsanız, belirsizlik, kargaşa, korku ortamı görürsünüz. Bunu büyük fotoğraf olarak kaos şeklinde açıklayabilirsiniz. İşin bir boyutu bu.

Ancak biz marksistlerin bir işi, “görünen biçim”in ardındaki özü açıklamak olmalıdır. Kaldı ki, emperyalist-kapitalist sistemin tam da amacı budur, kaos yaratarak toplumu pasifize etmektir. Ancak bu siyasi güçler açısından bir kaos yoktur ve aslında bu ortamı bilinçli bir şekilde yaratırlar. İşte bu gerçekleri bizim ifşa etmemiz gerekiyor.

Açıkçası tablo şudur. Emperyalizmin, AKP iktidarının, Kürt siyasi hareketinin, bölgesel güçlerin aktör olarak devrede olduğu bir savaş süreci yaşanmaktadır. Her savaşta olduğu gibi bu savaşın da ‘psikolojik harp’ yöntemleri devreye girmektedir. Bombalar birileri tarafından ya da yol verilerek patlatılmaktadır. Bu yüzden düzen, bütün kurum ve aktörleriyle, bu alçaklığın bir parçasıdır. Emperyalizm ve sermaye düzeni bu gerçekliği ile görüldüğünde emekçi halkın gözü açılacaktır.

“Karşımızdaki aktörlerin politikası halkımıza katliam olarak dönmektedir”

-Bu yaşananlardan sorumlu olarak bir tarafta Erdoğan’ın “saray çetesi”ni diğer tarafta ise emperyalizmi ve “piyonlarını” görenler var. Mesele böyle ele alınabilir mi?

-KK: Bütün parametreleri yerli yerine oturtmak gerekiyor. Her şeyi “saray çetesine” bağlarsanız, Kürt siyasi hareketinin bugün siyasal yanlışlarını göremezsiniz, ya da emperyalizmin asıl derdinin ne olduğunu… Yine aynı şekilde her şeyi emperyalizme bağlarsanız, bu da toplumsal ve siyasal dinamikleri yok saymak anlamına gelir.

Oysa ki gerçekte sınıflar mücadelesi vardır ve siyasi güçlerin emekçi halklara saldırıları ve birbirlerine karşı mücadelesi. Karşımızdaki düşman güçler ya da siyasi güçler bilinemez filan değildir. Tersine bütün bu güçlerin niyet, hedef ve adımlarını net olarak ortaya koyup ifşa edeceğiz, emekçilere doğru yolu göstermek için.

Bütün bu denklemin özünde Suriye ve Irak’ta emperyalizm tarafından yeniden şekillendirilen parçalama siyaseti vardır. Bu objektif durumu pragmatist olarak yorumlayan Kürt siyasi hareketinin savaş politikası bulunuyor, bunun yanında bu savaşı yükselterek kendi iktidarını milliyetçilik kalkanıyla sürdürme arayışında bulunan AKP’nin başkanlık hedefi bulunmaktadır. İşte karşımızdaki bu aktörlerin politikası bizlere, halkımıza katliam olarak dönmektedir. Öğleyse bu sorumlulardan hesap soracak bir mücadele hattını örmemiz gerekiyor.

Söylediklerimiz açık ve bu açıklık siyasal tutum almada netlik sağlamaktadır.

“AKP sadece bir parti değil, ülkemizde karşı-devrimci dönüşümün de kurucu aktörü”

-Önümüzdeki döneme dair siyasal gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin Erdoğan gidiyor mu gitmiyor mu diye bir tartışma var. Sizce Erdoğan gidici mi, bu sürece dair bakışınızı sorsak…

Bu eksende bir sağlıksızlık var. O yüzden bu konuya dair uzunca şeyler söylemem lazım.

Öncelikle AKP iktidarının ve bu iktidarın gerici ve işbirlikçi karakterinin tartışma götürmez bir tepki yaratması Türkiye açısından çok önemli. AKP’nin emperyalizmin oluru ve desteği ile Türkiye’de iktidar yapıldığı herkesin malumu. AKP tek başına bir parti değil, aynı zamanda ülkemizde karşı-devrimci dönüşümün kurucu aktörü. Mücadelemizin bu gerici dönüşüme karşı olduğu açık.

Türkiye’de AKP’ye yönelik halk tepkisini gören sadece biz değiliz. Aynı zamanda emperyalizm de bu tepkiye bugün oynamaktadır. Amaç emperyalizm açısından kendi çıkarlarını, özellikle Ortadoğu’da hayata geçirmektedir. Burada temel kriz başlığı Kürt sorunudur ve bu sadece AKP’nin değil bir sermaye devleti olarak Türkiye’nin ya da başka bir deyişle İkinci Cumhuriyet rejiminin karşılaştığı önemli kriz başlığıdır. Emperyalizmle açıyı tam olarak buraya yerleştirmek gerek, yoksa Suriye politikasında emperyalizmle uyumsuzluğu açının-sorunun ana kaynağı olarak tek başına değerlendiremeyiz.

“ABD’den medet ummak, Gül’den umut beslemek, emekçi halkımız için ölümlerden ölüm beğenmektir”

İkinci olarak düzen siyasetinde, Erdoğan karşıtı tepkinin, “restorasyoncu” alternatif arayışlar ortaya çıkardığını da görmemiz gerek. Yani Erdoğan tepkisine karşılık olarak düzen alternatifler çıkarabiliyor.

Liberalizm tarafından belirlenen CHP ve HDP tam da bu fay hatlarına oynamaktadırlar bugün. Ya da AKP içinde Gül versiyonu olarak karşımıza çıkmaktadır bu durum. Kısacası ABD’den medet ummak, Gül’den umut beslemek, tıpkı Erdoğan gibi ölümlerden ölüm beğenmektir emekçi halkımız için.

Bu konuda mutlaka sağlam bir duruş içinde olmamız gerek, yoksa siyaset yapayım derken düzen siyasetinin bir parçası haline gelmek işten bile değildir. Bu tuzağa emekçi halkımızı düşürmememiz gerekir, bizim bir işimiz de budur.

Özellikle Erdoğan gitsin de ne olursa olsun politikası yanlış politikadır. Erdoğan ve gerici AKP’ye karşı çıktığımız gibi İkinci Cumhuriyet olarak kodladığımız bu işbirlikçi ve gerici düzenin bütün alternatiflerine de karşı durmamız gerekiyor. Hele emperyalizmin yöneliminde liberal bir odak devreye sokulmak isteniyor ise…

“Her siyasal olay, ‘aha Erdoğan gidiyor’ gibi kestirimlere vardırılıyor”

-Ama dönem dönem Erdoğan gidiyor tartışmasının bu kadar görünür olmasının bir dayanağı yok mu?

-KK: Şimdi mesele şu; tartışma eksenimizi, ortaya çıkan her türlü gelişmeyi Erdoğan gidiyor üzerinden yorumlama alışkanlığından çıkarmamız gerekir. Çünkü Erdoğan ya da AKP iktidarı kukla bir iktidar değildir. Toplumsal dinamikler, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar, özellikle ordu başta olmak üzere Türkiye’deki bütün siyasi aktörlerin duruş ve politikaları belirleyici etkiye sahip. Tıpkı emperyalizmin ülkemize yönelik müdahaleleri gibi.

Ancak sanki şöyle bir durum oluşuyor, kafaya Erdoğan takıldığı için, bütün musibetin kaynağı olarak görüldüğü için, ciddi bir halk tepkisi de bulunduğu için yaşanan her gelişme bu soru etrafında açıklanmaya çalışılıyor. Her siyasal olay, “aha Erdoğan gidiyor” gibi kestirimlere vardırılıyor.

Açıkçası neredeyse 3-4 yıldır Erdoğan gidiyor, gitti gidecek tez ve öngörülerin sürekli büyük analiz şeklinde sunulduğu bir tablo var karşımızda. Mesele bu kadar basit değil. Ne Erdoğan düzenden daha büyük, ne de her gelişme Erdoğan merkezli… Buradan asla Erdoğan’ın rolünü küçültme gibi bir niyet okunmasın. Ancak söylediğim bilimsel bir yaklaşımla karşı karşıya bulunmadığımızdır.

“Uzun vadede emperyalist sisteme uyum sağlamayan hiçbir düzen aktörünün şansı yoktur”

-“Erdoğan gidiyor” söyleminin arkasında emperyalizmin yöneliminde liberal bir odak devreye sokulmak istenmesi olduğunu söylediniz. Öyleyse nereye bakacağız?

-KK: Sermaye düzeninin bütün aktörlerinin konum ve ittifaklarına bakacağız, bunun toplumsal yapıdaki karşılıklarını iyi göreceğiz. Örneğin dün gerici-emperyalist-liberal ittifak AKP ile iktidar olmuşken bugün Kürt sorunu merkezinde AKP-Ordu arasında daha fazla yakınlaşma olduğunu bilelim. Cemaate karşı operasyonu anlamamız ve tırnak içinde söylersek kime karşı yapıldığını iyi görmemiz gerekir.

Bir başka şey emperyalizmin yönelimleridir. Emperyalizm, Türkiye’yi gözden çıkarmış değildir ancak Türkiye’nin de istediği bir kıvamda olmadığı bilinmelidir. Tekrar edersem Suriye’de ortaya çıkan sonuç ve olasılıklar, bugün Kürt sorunu bağlamında AKP ve devlet açısından bir nasırdır.

Uzun vadede emperyalist sisteme uyum sağlamayan hiçbir düzen aktörünün şansı bulunmuyor. Eğer böyle giderse Erdoğan’ın yeri yok, ancak düzen sürecek. Bizim buraya bakmamız lazım. Menderes, Demirel ve Özal, aynı şekilde bu toplum için bir “nefret” objesi durumuna gelmişti. Ancak ana halka olarak burayı görmemiz büyük hata yaptırır. Nasıl Erdoğan karşıtlığı üzerinden yapılandırılan alternatif düzen içi yeni oluşumlar bizi şaşırtmıyorsa, yine düzenin ihtiyaçları gereği Erdoğan kalırsa da kimse şaşırmamalıdır.

Nasıl emperyalist sisteme uyum sağlamayan düzen aktörünün şansı azsa aynı şekilde şunu da net olarak söylememiz lazım. Türkiye ile emperyalizm arasındaki ilişkiler pamuk ipliğine bağlı değil. Güçlü ve köklü ilişkiler var.

“Havuç ve sopa politikasıyla yol alan bir süreç yaşıyoruz”

-Peki bu çerçevede siz TKH olarak ne görüyorsunuz?

-KK: Eğilim, kelimenin gerçek anlamıyla “islamcı-faşist” bir diktatörlüğün zor olacağı, ancak Erdoğan iktidarının “zor-dayatma” yöntemiyle yani otoriterleşerek rejimi oturtmaya yöneleceği, bunun bir açıdan zayıflık bir açıdan ise düzenin sınırlarıyla ilgisi olacağıdır.

Bakın havuç ve sopa politikasıyla yol alan bir süreç yaşıyoruz. Yeni anayasada havuçlar verilecek, başkanlık ise dayatılacaktır. Alevilere haklar verilecek, Kürt sorununda çatışma ise devam edecektir. Düzen Erdoğan’dan büyüktür. Çünkü ortaya çıkan sorunlar bir Erdoğan sorunu değil bir devlet sorunu olarak telakki edilmelidir bugün.

Dün olduğu gibi bugün de istikrarlı bir düzen olamayacağı gerçeğini bilmemiz lazım, o yüzden her türlü istikrarsızlıktan Erdoğan’ın kalıp kalmayacağını tartışmayı bırakmamız lazım, bunun toplumsal karşılıklarının görülmesi daha önemlidir.

Bu ortalamacılık ya da her şeyi söyleyen değil, tersine gerçekçi bir yaklaşımdır. Bombalar patlar, Erdoğan gidiyor, düğmeye bastılar. Sarraf tutuklanır Erdoğan gidiyor, Rus uçağı düşürüldü Erdoğan gidiyor… Hayır her siyasi adımın neden ve sonuçları başka olabilir, AKP iktidarı buradan etkilenir.

“İkinci Cumhuriyet rejimi yerleşme ve mutabakat sorununu aşamamıştır”

-Peki ama bu krizler aşılamaz mıdır ya da AKP’lilerin 1 Kasım seçimlerinden sonra “Gezi türbülansını atlattık” söylemleri bu krizleri aştıklarını değerlendirdikleri anlamına gelmiyor muydu?

-KK: Sermaye düzenin nasıl bir yönelime gireceği önemli bir sorundur. Buna yanıt verdiğimizi düşünüyorum. İkinci Cumhuriyet rejimi yerleşme ve mutabakat sorununu aşamamıştır. Geriye dönüşün mümkün olmadığı bu tabloda ciddi siyasal krizlerle yol alan bir süreç yaşıyoruz. Bu sürecin mutlaka bir yere bağlanacağı açık, havada kalan bir süreci siyasal bir rejim daha fazla taşıyamaz.

Tam da burada her siyasi aktör gibi AKP de hamle yapmakta, gelişmelere dönük politika üretmektedir. Özellikle Suriye’de ortaya çıkan denge ve Kürt sorununda yaşanan çatışma sürecinin sonuçları belirleyici olacaktır.

AKP başta olmak üzere bütün siyasi aktörlerin sınırları bulunmaktadır ve aynı zamanda bütün siyasi hareketler “direnmektedir” ve hamle yapmaktadırlar. An itibariyle kestirimlerde bulunmak yerine, orta ve uzun vadede düzenin nasıl bir sürece yöneleceği bizler açısından daha önemlidir.

“Sermaye düzeni, Erdoğanlı ya da değil, ancak AKP’nin açtığı bir yolda yol alacaktır”

Bu süreç, İkinci Cumhuriyet rejiminin yerleşme sancılarıyla geçecek, istikrarsız bir dönem olarak karakterize olacak ve yapılacak anayasa ile belli bir yola girecek bir süreç olarak tarif edilmelidir. Sermaye düzeni, Erdoğanlı ya da değil, ancak AKP’nin açtığı bir yolda yol alacaktır. Bu yolun, bugünkü siyasi denklemde, emperyalizmle karşı karşıya gelecek bir karakter kazanacağı gibi şeyleri asla düşünmüyoruz.

Şimdi burada kritik bir tablo durmaktadır. O da Kürt sorunu. Emperyalizm başlığı ile Kürt sorununun neredeyse iç içe girdiği bir durumla karşıyayız ve komünist hareket bu denklemi sağlam ideolojik konumlanışıyla açacaktır.

Eğer bu süreçte ciddi bir kırılma yaşanacaksa, yani Türkiye’de süreç bir iç savaş ortamına dönüşecekse, burada emperyalizm konusu gerçek bir kırılma haline gelecektir ya da Türkiye emperyalizmle uyumlu yeni bir noktaya taşınmak istenecektir. Net şeyler söylemek için biraz vakit gerekir. Önemli olan komünistlerin topluma ne söylediğidir.

“Erdoğan’ın saltanatını sallayan Haziran Direnişi idi”

-Bir kaç Türkiye’nin içinden geçtiği sürecin emperyalizmle karşı karşıya gelecek bir karakteri olmayacağını vurguladınız. Erdoğan ile ordu arasında Kürt sorunu üzerinden bir yakınlaşma olduğunu söylediniz. Erdoğan gidiyor mu gitmiyor mu diye bakmayacaksak halkın tepkisini de düşünerek ne yapılmalı diye sorsak…

-KK: Bütün bu olgulara baktığımız da hemen, apar topar, an olarak Erdoğan gidiyor gibi bir yaklaşım çok doğru değildir. AKP iktidarı, toplumsal gücü, Kürt sorununda yaşanan krizin bir devlet sorunu haline gelmesi gibi olgularla değerlendirildiğinde “hemen” gitmez, Erdoğan’sız bir alternatif bu açıdan “hemen” ortaya çıkmaz.

Bütün bu söylediklerimin, zaman dilimi açısından “kısa vade” ile ilgisi olduğunu özel olarak ayrıca belirtmek isterim, böyle bir şerh düşeyim, dedim ya gelişmeleri tam olarak görmek için vakit gerekir. Bütün bunlarla beraber bugün Erdoğan’ın daha fazla tartışılıyor olması da mutlaka yakın dönem projeksiyonumuzda yer etmek durumundadır.

Kafayı “gidiyor gitmiyor”a değil şuna yormalıyız: Bu gerici rejime karşı tepkiyi, bu tepkinin sembolize olduğu Erdoğan karşıtlığını emperyalizme ve düzen güçlerine bırakmayacağız. Erdoğan’ın saltanatını sallayan Haziran Direnişi idi. Bütün sahte güçlerle de mücadele ederek “AKP ve Erdoğan’da sembolize eden gerici rejime karşı mücadeleyi yükseltmek durumundayız.

“Yeni anayasa İkinci Cumhuriyet rejiminin son noktasını koyma girişimidir”

-Yeni anayasa süreci de buraya mı oturuyor?

-KK: Evet, yukarıda ifade ettiğim gibi sermaye düzeni bir sıkışma yaşamaktadır ve bu sıkışmayı aşmak için yeni bir anayasa gündeme getirilmektedir. İkinci boyutu ise, yeni anayasa aslında AKP eliyle kurulan gerici rejimin, bizim kodlamamızla İkinci Cumhuriyet rejiminin son noktasını koyma girişimidir.

12 Eylül anayasası ile hesaplaşma ya da sivil anayasa söylemi tam bir demogojidir. AKP tarafından önerilen anayasa son kertede, dayattıkları rejimin kitabı olacaktır. Bu açıdan hem 12 Eylül anayasasının devamıdır hem de gerici bir rejimin anayasası olarak gerici bir içeriğe sahip olacaktır. Meclis tasdik kurumuna inecek, Meclis’i fesih yetkisi başkana bırakılacak, Anayasa mahkemesine üye atamak yine başkan yetkisinde olacak. Söylenenler, okuduklarımız bunlar. Buradan çıkacak olan bize göre daha otoriter bir yönetim biçimidir.

Bugün AKP toplumsal kesimlerinin rızasını almak için havuç politikası uygulamaktadır. Popülist ve ucuz politikadır bu. Gericiliği örneğin Aleviliği seçmeli ders yaparak, sanki Alevilere hak veriyor gibi görünüp, aslında meşrulaştırma adımlarıdır bunlar. Savunulması gereken zorunlu din derslerinin kaldırılmasıdır. Alevi inancına sahip yurttaşların ağzına bal çalarak gerici uygulamaların artık anayasal bir zemine kavuşması ile karşı karşıya kalacağız.

Tam da bu yüzden AKP eliyle kurulan bu rejimin yeni anayasasına kökten karşı çıkılmalı, meşruiyet katacak adımlardan uzak durulmalıdır.

“Kimse Güvenpark’ta yaşanan katliamı mazur ve meşru gösterecek bir siyasal zorlama içine girmedi”

-Biraz daha başa dönelim. Son yaşanan Ankara katliamı konusunda sosyalist hareketin tutum ve değerlendirmelerinde belli bir ortaklık var. Bu tutumun, Kürt siyasi hareketine bakışta bir farklılık yaratacağını düşünüyor musunuz?

-Kurtuluş Kılçer: Ankara Güvenpark’ta yaşanan katliam, Türkiye sosyalist hareketinde sağlıklı bir değerlendirme ile birlikte karşıya alındı. Kimse bu katliamı mazur ve meşru gösterecek bir siyasal zorlama içine girmedi.

Bakın Merasim Sokak’ta yaşanan ikinci katliam sonrası ise, solun liberal ve Kürt siyasi hareketinin vesayeti altında bulunan unsurları, bunun bir terör saldırısı olamayacağını yazmak konusunda tereddüt göstermemişlerdi. Fakat 3. Ankara Katliamı, Kürt siyasi hareketi tarafından reddedilmemiş, bu konuda Kürt siyasi hareketine yakın duran unsurlar ise kınamak ve kabul edilemez demek zorunda kalan açıklamalar yapmak durumunda kalmışlardı.

Ancak sorun burada bitmiyor. Katliamla sonuçlanan bir eylem ile birlikte Kürt siyasi hareketinin çizgisine bakışın toptan değişeceğini düşünmemek gerek.

“Kürt siyasi hareketinden beklentilerin, solun bir dizi unsuru tarafından devam ettirildiğini ve ettirileceğini düşünüyorum”

Kürt siyasi hareketi tarafından resmi olarak karşıya alınmayan Ankara Güvenpark bombalaması bir terör saldırısı olarak değerlendirilmesine rağmen, Kürt siyasi hareketinden beklentilerin, solun bir dizi unsuru tarafından devam ettirildiğini ve ettirileceğini düşünüyorum.

Çünkü Türkiye sosyalist hareketinde Kürt sorununa ve Kürt siyasi hareketine bakışta siyasal analiz, ideolojik ve programatik bir yerleştirme çabası yerine güncel mücadelenin belirleyiciliği bulunuyor. Buna bir yandan da emperyalizm konusunda solun genel olarak ufuksuzluğu eklenince karşımıza çıkan tablo şaşırtıcı değil.

Kürt siyasi hareketi ile 7 Haziran seçimlerine mahsus bir ittifaktan değil, bizzat Kasım seçimlerinden sonra da “temelli ittifak” politikası önerenler vardı.

“Kürt siyasi hareketinin rüzgarına kapılmış olanlar vardır”

Aslında benim gördüğüm şudur; Kürt siyasi hareketinin rüzgarına kapılmış olanlar vardır. Bu rüzgar nasıl dün CHP rüzgarı ise bugün HDP rüzgarı oldu. Ne yazık ki, bu konuda sağlam bir ideolojik çerçeve ve bunlardan daha önemlisi bir iktidar perspektifine sahip değilseniz ve bunun gereklerinden biri olan örgüt teorisine, bu kapılma normaldir.

Türkiye sosyalist hareketinde, örgüt meselesinden anlamayan ya da bütün tarihleri boyunca “örgüt” konusunda iki yakasını bir araya getiremeyenlerin nedense her siyasal gelişmede yaprak gibi sallanmaları, bu açıdan, artık şaşırtıcı gelmiyor.

“İmralı tutanakları Türkiye solunun HDP projesine bağlanmak istendiğini net olarak gösteriyor”

-Özelde TKH olarak sizin tutumunuzda bir değişiklik var mı?

-KK: TKH açısından ise yeni bir durum yok. Kürt sorunu konusunda hendek siyasetinin başlangıç günlerinde konuyla ilgili ayrıntılı ve net bir deklarasyon yazmıştık. Bugün ortaya çıkan gelişmelerin bizi fazlasıyla doğruladığını düşünüyoruz.

Bölgesel gelişmelerin Kürt sorununda nasıl bir doğrultuya işaret ettiği, bu gelişmelerin ülkemizdeki yansımaları konusunda isabetli değerlendirmelerimiz vardı, buradan bu değerlendirmelerin bir kez daha okunması gerektiğini söylemek isterim.

Türkiye solu HDP projesine bağlanmak istendi. İmralı tutanakları adıyla bilinen toplantı tutanaklarından artık bunu çok net olarak görüyoruz.

“Biz bu HDP projesine de AKP’nin geriletilmesi üzerine bakışa da karşı koyduk”

Bizim birinci direncimiz buydu, ancak bundan daha ötesi şudur; HDP, tam da mutabakat sürecinin bir partisi olarak gerici İkinci Cumhuriyet rejimine entegrasyon misyonunu da üzerinde taşıyordu. Bunu göremeyen ve at gözlüğü ile sadece AKP’nin geriletilmesi üzerine bakışın da biz Türkiye gerçekliğine uygun olmadığını açık olarak gördük.

Bakın, HDP barajı aştı ama AKP geriletilemedi. Hatta HDP barajı aşmazsa iç savaş çıkar tezleri vardı. Bugün yine büyük bir çatışma var ve HDP’nin Meclis’te olmasının bir değeri yok gibi… HDP baraj altı kalsaydı daha kötü olurdu gibi tezlere de katılmıyorum, belki bugün AKP iktidarının meşruiyeti daha fazla olmayacaktı. Bunlar elbet spekülasyon…

“Bazıları HDP’yi desteklemekten daha büyük bir siyasal gerçekliğin var olduğunu görememiştir”

Mesele, bir kez daha tekrar edersem, HDP’yi desteklemekten daha büyük bir siyasal gerçekliğin varlığıdır. Görülemeyen bu olmuştur.

Türkiye solunun önündeki tarihi fırsat kaçırıldı. Eğer Türkiye solu, bağımsız bir siyasal odak haline gelebilseydi, bugünkü siyasal sıkışmayı yaşamayabilirdi. Türkiye sosyalist hareketine enerji verecek dinamikler HDP’ye taşınarak sandıkta soğurulmuştur.

“Sosyalist hareketin kendi yolunu BHH ile açmasının mümkün olacağını düşünmüyoruz”

-Bağımsız siyasal hat vurgusunu çok dillendiriyorsunuz. Bu konuda Birleşik Haziran Hareketi’nin bir olanak olabileceğini düşünüyor musunuz? Sizler de bu güç birliğinin içinde yer alıyorsunuz…

-KK: Ne yazık ki Birleşik Haziran Hareketi bu rolünü oynayamadı ve bu rolü oynayabilecek bir durumda olup olmadığından bugün hiç emin değiliz. Garip bir şekilde Kürt siyasi hareketinden beklenti içinde bulunan bir haleti ruhiye var. Bunun aşılmasının zor olduğunu düşünüyorum. Dedim ya bu ideolojik bir yaklaşım çünkü…

Birleşik Haziran Hareketi’nin hedefleri ile bugün geldiği yer arasında başarısızlık olarak adlandırılabilecek büyük açıyı tespit etmek lazım. Sosyalist hareketin kendi yolunu açması gerekiyor, ancak bunun siyaseten yalpalayan siyasi öznelerin içinde yer aldığı Birleşik Haziran Hareketi ile mümkün olacağını açıkçası düşünmüyoruz.

“Birleşik Haziran Hareketi, kötürüm bırakılmıştır”

-Birleşik Haziran Hareketi içerinde bir değişim ihtimali yok mu? 

-KK: Syriza konusunda özeleştiri yapmayanların, Kürt siyasi hareketi ile dans etmeyi siyaset zannedenlerin, 7 Haziran seçimlerinde CHP ve HDP’ye göz kırpanların ve daha önemlisi Haziran Hareketi içinde yer alırken başka “ittifaklar” peşinde koşanların sakat bıraktığı bir tablo var bugün.

Üzücü ancak açıkça ifade etmek durumundayız. Biz dün ne söylediysek bugün de aynı şeyi söylediğimizden emekçi halkımızın karşısında eğilip bükülmeden konuşmamız lazım. Birleşik Haziran Hareketi, kötürüm bırakılmıştır.

Bizim yapacaklarımız var ve zaman bizi sıkıştırıyor. O yüzden Birleşik Haziran Hareketi içinde “düzeltme” yapmaya çabalamaktan ziyade sosyalist siyasetin ete kemiğe bürüneceği bir mücadele hattının, öncü bir mücadele hattının örülmesi gerektiğini bugün daha gerekli görüyoruz.

“Sosyalist hareket zaten küçük, siz de iyice küçültüp kendinizi yanlızlaştırmıyor musunuz” gibi eleştirileri anlayabiliyorum, ancak devrimci bir siyasal çıkışla bu kuşatmayı kırabileceğimiz konusunda çok eminiz. Buradan küçülme değil, umut ve büyüme çıkacaktır. Birleşik Haziran Hareketi içinde gereksiz ve artık bizim de değiştirme umudumuz kalmayan iç tartışmaların ve alışkanlıkların ilerletici bir faydası olacağını düşünmüyoruz.

“3 yıl önce ortaya çıkan enerjinin bugün başka bir düzleme akması gerekiyor”

-Bundan 3 yıl önce 2013 yılında büyük bir toplumsal direniş ortaya çıkmıştı. Toplumda Gezi olayları diye bilinen Haziran Direnişi. Bugün bakınca nasıl değerlendirmek gerekir?

-KK: Haziran Direnişi ülke tarihimizin en önemli halk direnişlerinden birisidir. Bu direnişin şöyle ya da böyle parçası olan milyonlarca insan buharlaşmadı. Ancak her hareket gibi Haziran Direnişi’nde ortaya çıkan enerjinin siyasal kaldıracı ile bugünkü siyasal atmosfer arasında bir fark var.

Öncelikle Haziran Direnişi’nde ortaya çıkan toplumsal tepkinin devam ettiğini ve AKP eliyle kurulan gerici rejimin tepkiyi mas edemediğini ve edemeyeceğini düşünüyorum. Bugün İkinci Cumhuriyet rejiminin yaşadığı en büyük kriz ve bu gerici rejimine vurulan en büyük darbe budur. 3 yıl önce ortaya çıkan bu enerjinin bugün başka bir düzleme akması gerekiyor.

Üzerinden 3 yıl geçen bir direniş ve bugün bombalı katliamlarla sokaklara çıkmayan bir toplum gerçeği var karşımızda. Düzen korku üzerine kendini var edebiliyor, bu açıdan. Bu durumun herkes tarafından görülmesi lazım. Korkuyorlar!

“İşçi sınıfının yapısıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan “sınıf tezleriyle” bile karşılaştık”

-Peki Haziran Direnişi devam ediyor mu yoksa geriye bir şey kalmadı mı diyeceğiz?

-KK: Haziran Direnişi üzerine bundan 1 yıl önce yapılan tartışmaları hatırlamak gerekiyor. Haziran Direnişi’nin bitmediğine, sürdüğüne, halk faktörünün devrede olduğuna dair bakış açısıyla olaylara yaklaşım ile bugün gelinen yeri iyi değerlendirmemiz lazım.

Ne yazık ki siyaseti aklı merkeze koymadan sadece duygular ve bundan daha önemlisi beklentiler ile yapmanın maliyeti oldu. Haziran Direnişi, bitmedi, sürecek, halk faktörü devrede, artık eskisi gibi olmayacak şeklinde onlarca tez üretildi.

Hatta daha ilerisine gideyim, yeni bir sınıf hareketi; kentli, eğitimli kesimlerle ve güvencesiz çalışanlarla ortaya çıkacak şeklinde işçi sınıfının yapısıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan “sınıf tezleriyle” bile karşılaştık. Metal işçilerinin ya da cam işçilerinin mücadelesi, yakın zamanda gerçekleşen bu ampirik olgular bile söylenenlere açık yanıt niteliğinde.

“‘Hazirancılık’ ve hatta ‘yeni yurttaşlık’ gibi çok tehlikeli kavramlar bile üretildi”

Toplumsal bir dinamik üzerine kurulan Kürt siyasal hareketi nasıl bir sapma olarak “kimlikçi siyaseti” ortaya çıkarmışsa, Haziran Direnişi de kendi sapmalarını ortaya çıkardı. Örneğin “Hazirancılık” ve hatta “yeni yurttaşlık” gibi çok tehlikeli kavramlar bile üretilmişti. Bu kavramın AKP eliyle kurulan rejimin “yeni Türkiye” sloganı ile paralellik taşıdığını fark edemeyen bir körlük hakim Türkiye solunda.

Bugün ülkede sınıf mücadelesinin doğrudan tezahürü olan çatışma ve bombalama süreçlerine bakıldığında ayaklarımızı yere sağlam basmak zorundayız. Türkiye gerçeği ile ilgisi olmayan, romantik ve teorisiz yaklaşımların bu topraklarda karşılığı bulunmuyor.

“Haziran Direnişi başka siyasal düzlemlere taşınmalıydı”

Haziran Direnişi, ülke tarihimizin en önemli direnişi olarak görülmeli, bunun yaratmış olduğu deneyim, birikim ve enerji başka siyasal düzlemlere taşınmalıydı. Haziran Direnişi pratik olarak bitti derken kastımız tam olarak buydu. Siyasi olarak ise mutlaka önünün açılması ve düzen karşıtı bir siyasal harekete dönüştürülmesi sağlanmalıydı.

Biz komünistiz ve sosyalist iktidar mücadelemize Haziran Direnişi’nin kan vermesi gerektiğini düşünürüz. Ne yazık ki gericilikle, emperyalizmle ve sermaye ile arasına mesafe koymayan Kürt siyasi hareketine bu enerjinin taşınması kabul edilebilir bir durum değildir. Bugün en büyük ihtiyaç sosyalist ideolojik ve siyasal bir odağın yaratılmasıdır.

“Halkımızın emperyalizmden medet umması karşısında en fazla eleştiriyi de kendimize yapmalıyız”

-Sosyalist bir “ideolojik ve siyasal” odak olmayı biraz daha açar mısınız?

-KK: Sadece örgütlü kesimler değil toplum da bugün büyük bir sıkışma yaşamaktadır. Bir yandan AKP politikalarına duyulan tepki var, diğer yandan emperyalizmin bölge politikalarının Türkiye’yi kuşatması karşısında emekçi halkın hareketsiz kaldığını görüyoruz.

Sarraf denen tüccar ABD’de tutuklanıyor, Türkiye’de sevinçli bir ruh hali görüyorsak işte bu önemli bir sorundur. Halkımızın emperyalizmden medet umması ya da AKP kurucusu Abdullah Gül’den umut besleme hali aslında ülkemizin yurtsever ve cumhuriyetçi kesimlerinin çaresizliği ile ilgilidir ki burada en fazla eleştiriyi de kendimize yapmalıyız.

Ya da AKP geriletilsin gerekçesiyle Kürt siyasi hareketini bir çare olarak görüldüğü günlerden, bugün ülke emekçilerimizin, Kürt ya da Türk, hiç farketmez bir savaşla karşı karşıya bırakıldığı günlere uzanan hat böylesi bir sıkışmanın ürünüdür.

“Siyasette boşluk bırakırsanız doldurulur”

Siyasette boşluk bırakırsanız doldurulur. O yüzden, bugün halkın güven duyacağı, arkasında duracağı, gericiliğe, emek düşmanlığına, emperyalizme, savaş siyasetine hayır diyecek gerçek bir siyasal öznenin ortaya çıkması çok ama çok önemlidir. İşte bu siyasal taleplerle ortaya çıkan bir bağımsız odağın, sosyalist odağın oluşması bugün Türkiyesosyalist hareketinin acil görevlerinden birisidir. Demin Haziran Hareketine dair ifade ettiklerim ile bunun ortaya çıkmadığı açık. Öyleyse sosyalistlerin, komünistlerin bu yolu açması gerekmektedir.

Bir yandan sosyalist siyasetin, ideolojin ve söylemin hem içeriğini hem de bağımsız sesini ortaya çıkarmaya çalışırken diğer yandan bu hattın ete kemiğe bürüneceği bir emekçi halk örgütlenmesinin yolunu düşünüyoruz. Ülkede, sebebi ne olursa olsun, komünistlerin bu çabada ortaklaşması gerektiğini ifade etmek isterim.

“Sosyalist hareket, iktidar perspektifiyle sürece bakmak zorunda”

Artık, solculuk liberalizmle, CHP ile, Kürt siyaseti ile sınırlarını çizmeli, farkını daha açık ve belirgin olarak ortaya koymalıdır. Komünistler, birilerinin yedeği olacak, birilerine akıl verecek ve meşruiyet sağlayacak bir misyonla tarif edilemez. Bizim işimiz bu değil.

Sosyalist hareket, iktidar perspektifiyle sürece bakmak zorunda. Bunu, bakınız, beylik bir laf olarak söylemiyorum. Sosyalizmin, bağımsız siyasal odak haline dönüştüğünde bu ülkede ciddi bir toplumsal karşılık bulacağı konusunda hepimizin umutlu ve iddialı olması lazım.

“Türkiye işçi sınıfının, emekçilerle buluşmuş komünist partisini yaratacak bir misyonla varız”

-Komünistlerin güç birliği üzerine bir vurgu yaptınız. Bugün siyasal söylem ve ideolojik olarak yakın göründüğünüz başka komünist partiler de var. Komünistlerin güç birliğinin siyasal bir ihtiyaç olduğunu bugün düşünüyor musunuz? Ya da herhangi bir birlik gündeminiz var mı?

-KK: Öncelikle bu yakın durma mevzuna dair bir iki noktanın altını çizmek isterim. Bunu normal görmek gerek. Biz uzaydan falan gelmedik ki! TKP tarihi vardır, bunun doğal, meşru ve örgütsel uzantısı olarak kendimizi görüyoruz. 180 derece farklı siyasal tutum almamız anormal olurdu.

Ortada büyük bir siyasal ve ideolojik hat vardır ve hattın Türkiye topraklarında örgütlenmesi meselesi bulunmaktadır. Bugün AKP karanlığının yaşandığı bir tabloda, katliamlarla biçimlendirilen bir siyaset dünyasında komünistlerin güçlerini yan yana getirmesinden çekinmek olmaz. Yapılmaması gereken birbiriyle uğraşan bir siyaset tarzıdır.

Sosyalistler ve komünistler bu topraklarda büyümeli, güçlenmeli ve etkili hale gelmelidirler. Eğer sosyalizmin sesini ve enerjisini büyütecek siyasal çıkışlar, güç birlikleri ya da bir atılım olacaksa Türkiye Komünist Hareketi bunun bir parçası olacaktır.

Türkiye işçi sınıfının, emekçilerle buluşmuş komünist partisini yaratacak bir misyonla varız ve kendimizi tarif ediyoruz. Bu hedef doğrultusunda yolumuza devam ederken, bugün sosyalist solun derleniş süreci içinde olduğunu düşünüyoruz. Bu derlenişin görevleri ve yükümlülükleri ne ise bunu yapacağız, bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Bu ülkenin büyük ve güçlü bir komünist partisine ihtiyacı var; hepimizin bilince çıkarması gereken siyasal bakış bu olmalıdır.

“Kendi toplumsal projemizi net olarak ortaya koymamız gerekir”

-Son soru. Komünistler bu süreçte neleri öne çıkarmalılar, nasıl bir politika izlemeliler?

-KK: Siyasi düzlemde ortaya çıkan kutuplaşmada bir sıkışma yaşanıyor. İki kutbun çekim merkezinden çıkacak bir siyasal ataklık içinde olmamız gerekiyor. Bilelim ki tek başına siyasi öznelerin değil aynı zamanda toplumun da bu kutuplaşmanın dışında başka bir arayış beklentisi bulunmaktadır.

O yüzden kendi toplumsal projemizi net olarak ortaya koymamız gerekir. Birincisi bu. İkincisi her türlü siyasal sorunda görüşümüzün net olarak toplumun önüne konulmasından çekinmeyeceğiz. Suriye’nin parçalanması konusu mu, toprak bütünlüğü konusunda ne söylüyoruz? Kürt sorununda ayrılma mı, özerklik mi, federasyon mu? Toplumsal kurtuluş olmadan olmaz diyeceğiz. Laiklik konusu mu, sosyalistler görüşlerini toplumda tartıştırmalıdır. AKP tarafından temsil edilen, İslamcılıkla teorik ve ideolojik olarak hesaplaşacak büyük bir mücadele verilmelidir. Emperyalizm diyorsak emperyalizme karşı büyük bir mücadele başlatılmalıdır.

Açıkçası, dolambaçlı söylem ve analizlerle ibaret olan bir söylemden çıkılmalı, gerçek bir siyasal aktör olacak bir dil geliştirmek durumundayız.

“Sosyalist cumhuriyet fikrinin etrafında bir siyasal örgütlenme, bir odak oluşturulmalıdır”

Bugün ise politik olarak şu noktaların altını çizmek isterim. Birincisi Kürt siyasi hareketine bakış konusunda net bir duruş sergilenmelidir. Bu konuda emperyalizmin bölgedeki parçalanma siyaseti karşıya alınmadan bir tutum belirlenemez.

İkinci olarak AKP eliyle kurulan bu rejimin geri dönülemez olduğu bilinmeli, yeni bir cumhuriyet, adlı adınca sosyalist cumhuriyet fikrinin etrafında bir siyasal örgütlenme, bir odak oluşturulmalıdır. AKP’nin yeni anayasasına ve başkanlık dayatmasına karşı sonucu ne olursa olsun büyük bir kampanya komünistler tarafından yürütülmelidir.

Gericiliğin yıkıma uğrattığı ve her gün kahredici sonuçlarıyla yüzleşen bir ülkede laiklik yeniden siyasal bir çizgi haline getirilmeli, özellikle kadın hareketinde ve gençlik içinde bu başlık toplumsal bir örgütlenme amacıyla başa konulmalıdır. Emekçilerin laik cumhuriyeti talebi daha fazla dillendirilmelidir bugün.

Yeni anayasanın tartışıldığı bugünlerde, herkes bir rejim değişikliğinden bahsediyor. Aslında rejim çoktan değişti ve AKP son noktayı koymak istiyor. Komünistler olarak yeni anayasayı kökten reddeden bir siyasal çizginin toplumsal örgütlenmesini önümüze koymamız gerekmektedir bugün.

Yukarı