Parti' den Haberler

Kılçer: TKP’nin siyaset sahnesine dönmesinde biz varız!

TKH Merkez Komitesi Üyesi Kurtuluş Kılçer’in Gazete Manifestoya verdiği röportajı yayınlıyoruz.

Türkiye Komünist Partisi’nde yaşanan tartışmaların ardından kurulan Türkiye Komünist Hareketi bir yaşını doldurdu. Kurtuluş Kılçer ile TKH’nin bir yılını, geçtiğimiz hafta duyurulan kongre sürecini, Türkiye solunun darbe girişiminden sonra içinde bulunduğu durumu ve çıkış arayışları ile TKP’nin yeniden siyaset sahnesine dönmesini konuştuk.

“TKH yeni bir siyasal irade olarak yerini almıştır”

– Türkiye Komünist Hareketi’nin kuruluşunun üzerinden bir yıl geçti. Bir yılı geride bırakmış yeni bir parti olarak TKH bugün istediği yerde mi? Bu bir yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kurtuluş Kılçer: Ne istediğimizden bağımsız, bugün TKH’nin, kuruluşundan bugün geldiği yere baktığımızda önemli bir aşamayı geçtiğini söyleyebiliriz. Adında “Parti” olmayan yeni bir örgütlenme olarak önümüze koyduğumuz hedeflerin ilk basamağını geçtiğimizi düşünüyoruz. Türkiye Komünist Hareketi’nin kuruluşunun özgün şartları sizler tarafından da biliniyor. TKP içinde yaşanan tartışmaların bir sonucu olarak yolunu açan bir hareketiz. Bu açıdan önceden planlanmış bir örgütlenme olarak değil, bu sürecin zorunlu ve devrimci bir sonucu olarak doğan Türkiye Komünist Hareketi yeni bir siyasal irade olarak yerini almıştır artık.

Bu öznel zemin bir tarafa; kuruluşumuzun, örgütlenmemizin, misyonumuzun şekillendiği bir zamanda ülke koşulları da özgün bir kesitten geçti. Üst üste iki seçimin, bombalı katliamların, darbe girişiminin yaşandığı bir kesitte kuruluşunu gerçekleştiren ve misyonunu edinen TKH, bu açıdan da bir eşiği geçmiştir. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

“TKH, geride bıraktığı bir yılı başarı olarak görmektedir”

Gerek partinin siyasi gelişmelere dönük tutumunun ve Türkiye siyasetinin olası yönelimlerine dönük görüşlerinin doğrulanması, gerek çok hızlı şekilde partinin kurulması ve gerekse kadrolaşma zemini yaratması açısından TKH, geride bıraktığı bir yılı başarı olarak görmektedir. Bizi “tasfiye çukurunda” görenler olmuş, el uzatmak gibi öneriler bile yapılmıştı. Şimdi bugünden bakarken gülümseyip geçiyoruz. TKH, son iki yıldır ilki örgütsel ikincisi ise siyasal-ideolojik olarak iki büyük tartışmayı yaşayarak kurulmuş bir parti olarak, gerek örgütsel omurgayı oluşturmak gerekse partinin siyasal-ideolojik eksenini oluşturmak konusunda ciddi şekilde yol almıştır.

Doğal olarak bu tartışma süreçlerinin bizlere öğrettiği önemli dersler oldu. Leninizmin bu ülkede yeniden üretimi, toplumsal örgütlenme modellerinin nasıl ortaya çıkabileceği, siyaset yaparken hangi zeminlere basılacağı, partinin kadrolaşma politikası ile iç işleyişi gibi bir dizi konu bugün TKH’nin önemli ölçüde teorik ve ideolojik olarak geride bıraktığı başlıklar olmuştur. Bugün TKH, bu dersler ve netleşmeyle birlikte iddialarını bir bir hayata geçirmek durumunda. O yüzden, bir yılı geride bırakırken şunu boşuna söylemedim. İlk basamağı geçtik…

Türkiye’de yeni bir partinin, yeni bir örgütün, yeni bir misyonun tarif edilmesi çok kolay değildir, ancak biliyoruz ki bundan daha önemlisi iddialarımızı hayata geçirmek. Bizim temel misyonumuz, bu ülkenin emekçi sınıflarına yaslanmış, onların öncülüğünü üstlenmiş gerçek sınıf partisinin, komünist partisinin yaratılmasıdır. TKH, bu açıdan önüne büyük bir hedef koymuştur ve “partileşme” sürecini adım adım örecek bir bakış açısıyla kendisine ve geleceğine bakmaktadır.

Bir yıl sonra şimdi Tüzük Kongremizi yapıyoruz. Biliyoruz ki önce siyasal hatta homojenlik gerekirdi. Bunun üzerine örgütsel bir Kongre yapıyoruz ve bu kongreyi 9 Ekim tarihine kadar tamamlamış olacağız. Şunu büyük bir iddia ile söylemek isterim ki, TKH, yapacağı Tüzük Kongresi ile asıl şimdi kurulacak. Geçen yıl açıkçası, örgütsel birikimin derlenerek yol aldığı siyasal bir süreçti.

“Komünist bir parti olmak, önüne komünist arkasına parti ismi getirerek olmuyor”

– Yeni bir Kongre sürecinden bahsettiniz. TKH önümüzdeki günlerde neler yapacak, neler planlıyor?

KK: Öncelikle Kongre sürecimizden bahsetmek gerek. Bu sürecin merkezinde elbette tüzük metnimiz duruyor. Partinin yeni bir tüzükle yol alması demek aslında yeni bir örgütsel modele oturması demek. O açıdan bir yıldır yürütülen TKH kurulma çalışmaları, şimdi yukarıdan aşağıya yeni bir iç işleyişle daha güçlü ve tanımlı hale geliyor. Bizim açımızdan parti çalışmalarının daha kurumsal ve daha oturmuş bir yapıya kavuşacağı açık. Ama mesele tek başına tüzüksel değişiklik meselesi değil.

Tersine, önümüze koyduğumuz hedeflerin gerçekleşebilmesi için partinin örgütsel araçlarını da yaratması lazım. Özellikle şunu söyleyebilirim. İşçi sınıfı örgütlenmesinde şaşırtıcı örnekler çıkartmak istiyoruz, madem sınıf partisiyiz, sınıfın örgütlenmesini sağlamak zorundayız. Komünist bir parti olmak, önüne komünist arkasına parti ismi getirerek olmuyor…

Mesele bunu hayatta somutlamaktır. Örneğin yine aynı şekilde militan bir kadın hareketinin kitlesel örgütlenmesi sağlanmak zorunda… Çünkü ülkemizin bugün bu karanlık gidişe karşı toplumsal direniş odakları yaratması büyük önem taşımaktadır. Meclis partilerinin durumu ortada ve bu ülkede gerçek bir sol odak yaratılacaksa bu odağın mutlaka gerçek toplumsal zeminlere, emekçi sınıflara dayanması gerekiyor. Öbür türlüsü suya yazı yazmak gibi…

“Gerçek bir komünist partisi olmanın yolu emekçi sınıflar içinde yaratılacak örgütlenmeyle mümkündür”

Bakınız Türkiye sosyalist hareketinde en fazla yapılan şey, imza toplayarak siyaset yapma alışkanlığı… Özellikle aydınların temsiliyetini alarak siyaset yapmanın elbette değeri var ancak bugün Türkiye gerçekliğinde mevzi kazanma bağlamında başka bir perspektif gerekiyor. Tek başına aydınlarla popülerize edebilirsiniz, ancak gerçek hale getiremezsiniz. Türkiye’de gerçek bir güç ve gerçek bir komünist partisi olmanın yolu bir kez daha tekrar edersem emekçi sınıflar içinde yaratılacak örgütlenmeyle mümkündür ve TKH, bu konuda “dersini almış” bir partidir.

Bu ay içinde yeni binalarımızın açılışını yapacağız. Son bir yıldır yürüttüğümüz çalışmalar aynı zamanda partimizin örgütlenme dinamiklerini de ortaya çıkardı. İstanbul’un bir dizi ilçesinde ve yine bir dizi ilde yeni parti bürolarımızın açılışlarını hedefledik, bu doğrultuda çalışmalarımız sürüyor.

“Türkiye’de düzen solu, sosyalist ve devrimci hareket üzerine hegemonya kuruyor”

Siyasi olarak yolunu açan partimiz, örgütsel olarak da yeni bir düzleme geçiyor. Şu anda bu aşamada olduğumuzu ifade edebilirim. Ancak bütün bunlarla birlikte, bizim açımızdan önemli bir nokta daha var ki, bugün ülkemizdeki siyasal gelişmeler ya da başka deyişle içinden geçtiğimiz koşullar sosyalist ideolojinin güçlenebileceği, sosyalist siyasetin büyümesi için elverişli bir zemin sunmaktadır. Bu açıdan, içe kapanık ve sadece örgütsel büyümeye endekslenmiş bir stratejiye yaslanmak yerine bugün komünist hareketin nasıl bir çıkış yapacağını arıyoruz.

Türkiye’de düzen solunun, sosyalist ve devrimci hareketin üzerine hegemonya kurduğunu söylemek çok yanlış olmayacaktır. Böylesi bağımlı bir siyasal çizginin, devrimci bir çıkış üretme şansının olamayacağını çok iyi biliyoruz. Çünkü ülkemizde bu gidişe karşı duracak en önemli güç sol harekettir. Sol hareketin bağımsız bir odak haline gelmesi siyasi haritada çok şeyi değiştirecektir ve kaldı ki bunun ciddi bir potansiyelinin bulunduğunu da ifade etmemiz gerekir.

TKH olarak yapmak istediğimiz, düzen güçlerinin peşine takılmadan, yaşanan tıkanmayı “siyaset yapmak adına” düzen içi kanallara akıtmadan sol hareketin ayağa kalkmasını sağlamaktır. Sol hareketten kastımız, gerçek soldur yani komünist hareketin kendisidir.

“Bu ülkede sol kavramı da yerli yerine oturmalı”

– Bugün Türkiye solunda 7 Haziran seçimlerinden bugüne ve en son CHP Taksim mitingine kadar bir dizi başlık tartışılıyor. Bu tartışmalar belli bir saflaşmayı da gündeme getiriyor. Bir tarafta Taksim Mitingi ile birlikte CHP tarafında olanlar, diğer tarafta ise HDP tarafında olanlar gibi kabaca bir ayrışma var. TKH bu tabloda kendisini nerede görüyor?

KK: Türkiye siyasi haritasında hem CHP’nin hem de HDP’nin temsil ettiği eksenleri devrimci çizgide görmüyoruz, bu eksenlerin, eğer gerçek anlamıyla soldan bahsedeceksek, sol eksenler olduğunu da düşünmüyoruz. Her iki hareket te düzeniçi siyasetlerdir. Bu konuda bugün güncel olarak bizim için üç temel mücadele olgusu başa yazılarak bir yaklaşım geliştirilmelidir. Anti-emperyalizm, laiklik ve sermaye karşıtlığı.

Bu üç başlığın üzerine bina edilebilen bir siyasal hattın solu temsil ettiği açıktır. Emperyalizmle, gericilikle ve sermayeyle, boyutu ve derecesi ne olursa olsun kurulan ilişkiden solculuk çıkmaz. Sözü edilen her iki düzen partisinin bu üç konuda arasına mesafe koyduğunu kim söyleyebilir? Tersine, ortadaki tablo, bu ilişik durumunun ne yazık ki sol olarak pazarlanmasıdır.

Bu ülkede sol kavramı da yerli yerine oturmalı, kimin solcu kimin sağcı olduğu açık olarak ortaya konmalıdır. Yıllardır Cumhuriyet’e küfür edip, cumhuriyet kazanımlarının ortadan kaldırılmasına yönelik bir ideolojik tutum alıp, gericilikle yatıp kalkıp, Suriye’de emperyalist ABD ile içli dışlı olup Türkiye’de solcu kesilmek olabilecek şey mi? Yenikapı mitinginde CHP’nin ortaya koyduğu, AKP eliyle kurulan bu rejime koltuk değnekliği yapmak değil de nedir?

“CHP’den medet umarak bu ülkenin kurtuluşunu ancak bekleyebilirsiniz, HDP’nin atacağı adımlardan sol bir yükseliş çıkacağını ancak kafanızda kurabilirsiniz”

Açık ve keskin konuşmak zorundayız. CHP’den medet umarak bu ülkenin kurtuluşunu ancak bekleyebilirsiniz, HDP’nin atacağı adımlardan sol bir yükseliş çıkacağını ancak kafanızda kurabilirsiniz. Gerici AKP eliyle kurulan rejimin tasallutu bir nebze olsun hafiflesin diyerek solculuk yapılamaz. Unutmamamız gereken şudur: Düzen bir sermaye iktidarıdır, bu sermaye diktatörlüğü, egemenliği için kendi sağını ve solunu yaratır, çubukları sağa ve sola bükebilir. Ancak egemenlik devam eder.

Türkiye sosyalist hareketi de, düzen solunun gölgesine girerek, kuyruğuna takılarak, alan açmasını bekleyerek ne var olabilir, ne gerçek hale gelebilir. Farkınızı ortaya koymazsanız varlığınız yadsınır, belirlenmez. Bu kadar açık.

Doğal olarak Türkiye solunun büyük bir bölmesine tekabül eden bir bakış açısının sonucudur bu. Bu bakış açısı son kertede aşama aşama ilerlemeyi önüne koymuş reformizmden başka bir şey değildir.

“CHP ve HDP sağa kaymıştır”

Türkiye siyasetinde merkez eksen, AKP eliyle kurulan bu rejimde, olabildiğince, eskiye göre daha da sağa kaymıştır. AKP ile temsil edilen ve daha sağda kurulan bu merkez eksene göre kendine konumlandıran CHP, yeni merkez eksene yakınlaşarak doğaldır ki sağa kaymıştır. HDP de hemen CHP’nin arkasına geçmiştir. Kendilerine sosyal ve radikal demokrasi diyenlerin AKP eliyle kurulan bu rejimde daha sola değil tersine daha sağa yaklaştıkları ortadadır.

Topyekûn merkez eksenin sağa kaydığı bir tabloda, Türkiye sosyalist hareketinin CHP ve HDP’ye “tutunması” sola değil tersine objektif olarak sağa çeken bir durum yaratır. Bugün yaşanan tablo tam da böylesi bir tablodur.

“Sosyalizmin kimseye yedeklenmediği bağımsız siyasal hattı sıkı sıkıya korunmalıdır”

Türkiye Komünist Hareketi, bu genel siyasal analiz doğrultusunda konumunu belirlemiş bir partidir. Ancak kendi konumumuzdan öte bugün Türkiye siyasetinde büyük bir sol boşluk bulunmaktadır. Bu boşluğun sosyalist ve devrimci bir çizgide doldurulması için komünistlere büyük sorumluluk düşmektedir. Bu açıdan sosyalizmin siyasal bir alternatif haline geleceği, gerçek bir devrimci sol odağın oluşturulacağı bir mücadele pratiği içinde olunması gerekmektedir. Bunun birinci koşulu sosyalizmin kimseye yedeklenmediği bağımsız siyasal hattının sıkı sıkıya korunması, sonra bu hattın ete kemiğe bürüneceği bir toplumsal örgütlenmeye gitmesi gerekliliğidir.

Elbette, bugün tekil tekil komünist örgütlenmelerin bu hedefi tek başına değil birlikte bir mücadele perspektifiyle hayata geçirmesi de mümkündür. TKH olarak, devrimci ve sosyalist bir odağın şekillenmesi konusunda siyasal bir bakış açısıyla konuya yaklaştığımız bilinmeli ve bu sorumlulukla davranmaya çalıştığımız ifade edilmelidir. Komünistlerin güç birliği ya da ortak mücadele cephesiyle bu boşluğun daha hızlı doldurulması olasılığı yüksektir. Komünistler bu açıdan yan yana gelmekten çekinmemeli, çocukluk hastalıklarını bir tarafa bırakmalı, daha siyasal bir bakış açısı geliştirmelidir.

“Bakırköy’de yapılacak olan mitingin siyasi içeriği ve siyasi temsiliyeti ile ortaklaşmamız mümkün değil”

– Tam da yeri gelmişken şu soruyu soralım. 4 Eylül’de Kartal’da ve Bakırköy’de ayrı ayrı mitingler var. Bu mitinglere katılıyor musunuz? Bu konuda bir açıklamanız olmadı galiba, netleşen bir kararınız var mı?

KK: Elbette parti olarak tutumumuz net ve TKH örgütleri bu konuda bilgi sahibi.

Öncelikle Bakırköy’de yapılacak olan mitingin siyasi içeriği ve siyaseten nereyi temsil ettiği belli ve bu açıdan ortaklaşmamız mümkün değil. Daha çok Kürt siyasi hareketinin belirlenimi altındaki ve bu mitingin içeriğini belirleyen öznelerin gerek emperyalizme yönelik tutumlarıyla gerekse gelişen siyasi süreçlere liberal yaklaşımlarıyla yan yana gelmemiz zor.

4 Eylül’de aydınların çağrısıyla yapılan mitingi ise bu açıdan olumlu değerlendirdik, katılım üzerine bir eğilim bile oluşturmuş ve temas kararı almıştık. Çağrı yapan aydınlara ulaştık ancak ulaştığımız aydınlardan hiçbir şekilde geri dönüş olmadı. Aynı zamanda çağrıda imzası bulunan 4 Eylül mitingini destekleyen ve çalışmasını yürüten Komünist Parti temsilcilerine de mitingin içeriğini, kürsüyü sorduk ve bizim katılımımızın koşullarını ilettik.

“Ne yazık ki, 4 Eylül mitingine dönük olarak ortaklaştırıcı bir karşılık göremedik”

Bir siyasal bir parti olarak Türkiye Komünist Hareketi’nin, kendi siyasi kimliğini, iradesini, sözünü geri çekmesi, bizim siyasi geleneklerimizde yerinin bulunmadığı tahmin edilebilir ve bir siyasi partinin doğallığında böylesi bir durum söz konusu bile olamazdı.

Elbette mitinge çağrı yapanların miting çerçevesine yönelik bir zorlamayı kastetmiyorum. Ancak TKH’nin de bir güç ve parti olarak bu mitinge katılımı konusunda en azından kürsüde ve mitingin hazırlık sürecinde ortaklaştırıcı bir niyet ve mantık beklerdik. Ne yazık ki, 4 Eylül mitingine dönük olarak ortaklaştırıcı bir karşılık göremedik. Resmi olarak davet edilmediğimiz, yaptığımız temaslarda da siyasi kimliğimizi yok sayan bir yaklaşım gördüğümüz ve ortaklaştırıcı-yapıcı adımlar atılmadığı için mitinge katılmayı doğaldır ki gündemimizden düşürdük.

Ayrıca, 4 Eylül’de yapılacak mitinge çok büyük anlamlar da yüklememek gerek. Önümüzdeki siyasal süreçler komünistleri daha fazla yan yana getirecektir, mesele bu da değildir. Ancak bugün Türkiye’de eğer devrimci bir sosyalist odağın yaratılmasını hedefliyorsak siyaset yapma tarzının da baştan aşağı değişmesi gerek. Daha yapılacak çok şey var ve bir mitingin büyük kırılmalar yaratacağı gibi beklenti içinde olunmamalıdır. Bugün sermaye iktidarına ve AKP rejimine karşı siyasal bir enerji yaratacak başka açılımları da daha fazla düşünmemiz gerekiyor.

“TKH, TKP’nin yeniden siyaset sahnesine dönmesi ihtimalinde yapıcı bir şekilde bulunmaktan tereddüt duymaz”

– Bu konunun dolaylı bir yanı da var. Parti olarak yaptığınız bir açıklamada TKP’nin siyaset sahnesine dönmesi konusunda bir gündem olduğunu belirtmiştiniz. TKP’nin yeniden siyaset sahnesine dönmesi konusunda yeni gelişmeler var mı, bu konuda TKH ne düşünüyor?

KK: Değerlendirme yapabilmek ve konuşmak için çok erken. O yüzden sorduğunuz soruya genel geçer yanıtlar vermek durumundayız. Biz Türkiye Komünist Hareketi olarak, kendimizi TKP’nin devamı olarak görüyoruz zaten.

Türkiye Komünist Partisi’nin yeniden siyaset sahnesine dönmesi gibi bir durum ve olanak ortaya çıkarsa, TKH’nin bu sürecin bir parçası olmak konusunda yapıcı bir çizgi izlemek konusunda tereddüttü bulunmuyor. Yukarıda ifade ettiğim gibi, Türkiye siyasetinde büyük bir sol boşluk bulunuyor ve TKP’nin yeniden inşası ile solda yeni bir umut ve enerjinin ortaya çıkabileceğini düşünüyoruz. Ya da başka bir şekilde ifade edersek, böylesi bir sürecin hedeflenerek bu meseleye bakış merkeze konmalıdır.

“Son iki yıldır TKP içinde yürütülen tartışmalar aşılmalı, yeni bir düzlem tarif edilmeli”

O açıdan, son iki yıldır TKP içinde yürütülen tartışmalar aşılmalı, yeni bir düzlem tarif edilmeli: Bu düzlem üzerinden İkinci Cumhuriyet rejiminde dişe diş mücadele edecek devrimci ve komünist bir partinin, güçlü ve büyük bir partinin, emekçilerle buluşmuş bir partinin, siyasette ciddi bir odak haline gelmiş bir partinin temelleri atılabilir. Bunun hedeflenmesi lazım.

Geçmişe değil geleceğe bakan bir perspektifle, geçmişte tartıştığımız örgütsel ve siyasal tartışmaların içerilip aşıldığı yeni bir düzlem tarifiyle, bu tartışmaları teorik ve ideolojik olarak aşan nasıl bir parti sorusunu merkeze koyan bir yaklaşımla konu ele alınmalıdır.

TKH, bu tartışmaya ve sürece hazırdır. Doğaldır ki, bu konunun TKP kamuoyundaki psikolojik yanlarını ortadan da kaldıracak bir süreç tarifi gerekir. Ama bir kez daha ifade etmek gerekir ki, komünistler siyasal bir bakış açısıyla konuyu ele almak zorundadır.

 

4 Eylül 2016

Yukarı