Parti' den Haberler

Kurtuluş Kılçer: Yeni hedef İran mı? (RÖPORTAJ)

Emperyalizmin yeni yönelimlerini, olası bir Şii-Sünni kutuplaşmasını, Ortadoğu’daki son durumu Türkiye Komünist Hareketi Merkez Komite üyesi Kurtuluş Kılçer ile değerlendirdik.

ALEV DOĞAN/ABC GAZETESİ

Emperyalist saldırganlığın doğrudan muhatabı olan Ortadoğu coğrafyasında, bölge ülkelerinin sahip olduğu kırılgan siyasi dengeler de göz önünde bulundurulduğunda, açılan fay hatlarında biriken enerji her geçen gün artıyor. Savaşın neredeyse ‘olağan’ bir durum haline geldiği bu bölgede yaşanan gelişmelere her gün bir yenisi daha eklenirken, Suriye’nin kuzeyinde varlık gösteren ABD üsleri, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’de 25 Eylül 2017’de gerçekleştirilecek referandum, IŞİD’in ağır bir yenilgi alarak çekildiği Musul’daki değişen demografik yapı akıllara “Hedef tahtasında İran mı var” sorusunu getiriyor.

Bu soru Türkiye’nin de dış politikada yapacağı tercihler göz önünde bulundurulduğunda gerçek cevabını bulacak bir soru olarak önümüzde duruyor. Olası bir Şii-Sünni kamplaşmasının Ortadoğu ve elbette Türkiye açısından olası sonuçları ne olur, Türkiye nasıl bir tercih yapar, ABD müttefiklerini belirlerken tercihlerini başka yönde kullanır mı? Bu ve benzeri soruları Türkiye Komünist Hareketi Merkez Komite üyesi Kurtuluş Kılçer’e yönelttik. Gazete Manifesto’da yayımlanan yazılarında Ortadoğu’daki gelişmelere fazlası ile ağırlık verdiği ve son söyleşimizde işaret ettiği noktalara ilişkin okuyucularımızdan fazla sayıda geri dönüş aldığımız için Ortadoğu’ya bir de olası İran müdahalesi üzerinden bakalım dedik.

“IŞİD EMPERYALİSTLER AÇISINDAN BULUNMAZ BİR ZEMİN YARATIYORDU”

Sohbetimize,  İran ve Rusya tarafından bir aydır dile getirilen, geçtiğimiz hafta da IŞİD tarafından doğrulanan, Bağdadi’nin ölümünün  ve Musul’dan örgütün ağır bir yenilgi alarak çekilmesinin, IŞİD’in açtığı fay hatlarında yeni kırılmalara yol açıp açmayacağı sorusu ile başladık. Kılçer şöyle yanıtladı bizi;

“Mutlaka olacaktır, zira IŞİD’in Irak ve Suriye’de boy göstermesinin aslında arızi bir durum olduğunu görmek ve bu durumun geçici bir yan barındırdığını saptamak gerekirdi. Radikal İslamcı bir hareket olarak IŞİD’i doğuran nedenlerin başında emperyalist müdahale sonrası ortaya çıkan politik boşluk ve tepki bulunuyordu. Aynı zamanda emperyalizmin bölgeye müdahalesi için IŞİD, emperyalistler açısından bulunmaz bir zemin yaratıyordu. Zaten emperyalist güçler IŞİD’e karşı olmak konsepti etrafında Ortadoğu’ya müdahalenin meşruiyetini yapmışlar, bölgeye yerleşmenin zemini olarak kullanmışlardı bu durumu. IŞİD’in önemli ölçüde zayıflatılması ve marjinalize edilmesinden sonra ise asıl büyük sorunlar ortaya çıkacaktır. Irak’ın geleceği ne olacak, Suriye’de nasıl bir denge ve anlaşma sağlanacak gibi soruların yanıtı asıl şimdi ortaya çıkacak. IŞİD’in geriletilmesi ve hakimiyet kurduğu topraklardan çıkarıldıktan sonra yeni bir aşamaya geçileceğini ifade etmek gerek. Belki de vekalet savaşları üzerinden süren karşı karşıya gelişler daha doğrudan cephelerin birbirlerine karşı konumlanışı ve mücadelesi olacak gibi.”

YPG’nin Tabka Hava Üssünü kontrol altına aldıktan sonra ABD’nin kullanımına açması, ABD’nin ise &Rakka operasyonundan sonra da YPG’ye silah vermeye devam edeceğiz& açıklamasını yan yana düşündüğümüz zaman, Suriye’nin kuzeyindeki dengelerin ne üzerinden işlediğini yönelttiğimizde ise Kılçer şu yanıtı veriyor;

“Daha önce, Suriye’de ortaya çıkan gerici cihatçılar düşünüldüğünde ve bunların arkasındaki emperyalist güçler ve bölge devletleri yan yana konulduğunda Suriye’nin kuzeyinde ortaya çıkan askeri-siyasi gücün sekülerliği ve Suriye devleti ile ilişkisi üzerinden daha “pozitif” bir yaklaşım hakimdi Türkiye solunda. Örneğin Suriye’nin kuzeyinde hala maaşların Suriye Hükümeti tarafından ödendiğinin devam ettiği ve bu bölgede yerel güçlerin bizzat Suriye Hükümeti tarafından silahlandırıldığı hatırlanırsa ne demek istediğimiz daha iyi oturacaktır. Ancak, gelin görün ki, gelinen süreç bambaşka bir seyir izlemiş, Suriye’nin yıkım ve parçalanma siyasetinin en başındaki aktör olan ABD emperyalizminin bölgeye yerleşmesinin aracı haline gelen bir süreç yaşanmıştır. Ben bunun kendiliğinden bu duruma geldiğini düşünmüyorum. Emperyalizm açısından farklı planlar vardı ve adım adım bu süreç örülmüş gibi gözüküyor. Bölgesel bir güç olan İran ile küresel bir güç olan Rusya’nın devreye girmesi ve özellikle de Suriye halkının meşru direnişi, Suriye’de yaşananlar emperyalistler tarafından yönetilen ve cihatçılar eliyle sürdürülen yıkım politikasının duvara çarptığını göstermektedir. Emperyalizm, başta ABD, bu durumda Kürt kartına oynamış, Kürt kartı üzerinden hem yerleşmenin hem de müdahalenin alanını yaratmıştır. Bugün ABD ile PYD arasındaki ilişkiler açık ve somut olarak karşımızdadır. Örneğin, sanırım ABD üssü sayısı 9 oldu, Tabka havalimanı yanında başka hava üsleri de ABD tarafından inşa edilmektedir.

Kürt siyasi hareketi açısından da, yaşanan boşluktan yararlanma politikası adıyla emperyalizmle doğrudan ilişki kurmak net bir politik tercih olmuştur. Hatta emperyalizm tarafından Suudi Arabistan merkezli yeni bir eksenin oluşturulma sürecinde Kürt siyasi hareketinin Suudi Arabistan’a bile göz kırpması bugün yaşadığımız durumu net olarak ortaya koymaktadır.

Suriye’nin parçalanma siyaseti ABD emperyalizminin tercihi olarak görülmektedir. Kürt siyasi hareketi de emperyalizm ile işbirliğini tercih etmiştir. Aslında Irak’ta bir Kürt devletleşmesi de emperyalizmin ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda gelişmekte, ancak burada başka sorunlar çıkmaktadır. Örneğin Kuzey Irak’ta bir Kürt devletleşmesinin aşağıda bir Şii devletleşmesine yol açmayacağının garantisi yoktur ve emperyalizm yine kendi hesaplarını yaparken istemediği başka sonuçlarla karşılaştıkça Ortadoğu denklemi daha karmaşık hale gelmektedir. İran’ı hedef tahtasına oturtmaya çalışan ABD emperyalizminin Irak üzerinde giriştiği noktalarda gerilim daha da artmaktadır. Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde Eylül ayında yapılması planlanan “bağımsızlık referandumu” ile birlikte Irak’taki siyasetin ve bölgesel gerilimlerin daha fazla artacağını şimdiden söylemek gerek.”

“BÖLGESEL BİR SAVAŞIN KAPIDA OLDUĞU KEHANET SAYILMAMALI”

İran’daki Humeyni Türbesi’ne yapılan saldırının ardından, Gazete Manifesto’daki köşesinde yazdığı yazıda kullandığı, &Kuzey Irak’ta Kürt devletleşmesinin önünü açacak yeni bir girişim karşımızda. 25 Eylül Barzani yönetiminin bağımsızlık yönünde referandum kararı aldığı biliniyor. Irak yönetimi ‘hayır’ dedi, Türkiye ve İran da bu yönde açıklamalar yapıyor. Suriye ve Irak’ın bundan sonra nasıl bir birlik oluşturacağı büyük bir tartışma konusu. Zemin bu adımlarla birlikte iyice kaymış bulunuyor& ifadesini açmasını istediğimizde ise Kılçer şunları kaydetti;

İran ve Türkiye’nin, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda ortak bir tavır içinde olduğu görülebilir. Ancak her iki ülkenin farklı gerekçeleri ve bununla birlikte farklı politik eksenler üzerinden bir yaklaşım geliştirdiğini bilmemiz lazım. Öncelikle çanların İran için çaldığını bilelim. Bu noktada Türkiye’nin İran karşıtı oluşacak bir eksenin parçası olacağından kimsenin şüphesi olmasın. Bugün bu eksen Suudi Arabistan merkezli kurulmaya çalışılıyor ve Katar krizi tam da bu yüzden çıktı. Emperyalizmle işbirlikçi eksen yeniden tarif edilmeye çalışılıyor ve İhvancı bir politik ekseni tarif eden ülkelerin hizaya getirilmesi isteniyor. Burada bir bütünlük istenmektedir. Katar’ın ABD ile yaptığı “terörün finansmanını önleme” anlaşması önemlidir ve bu dizaynın bir parçası olarak okunması gerekmektedir. Erdoğan iktidarının bu tabloda ne kadar direneceği ise zor bir soru değildir ve emperyalizme boyun eğecek bir siyasal duruş sergileyeceği konusunda kimsenin şüphesi bulunmasın. Kürt devletleşmesi, bölge devletlerinin bütünü açısından kurulmuş dengelerin tamamen dağılması anlamına gelir; bu Türkiye için sorun teşkil ediyor, İran için ise emperyalizmin yerleştiği bir tablonun daha büyük bir sorun olacağını gösteriyor. Bununla birlikte, Irak’ın parçalanması sonrası bu topraklarda İran’ın nüfuzunu artırıp artırmayacağının bugün hiçbir garantisi yoktur ve İran’ın Irak üzerinde ciddi bir etkisi olduğu bilinmelidir. Bu hesaplar üzerinden dönen bir politik tablo var karşımızda ve işlerin herkes için daha karmaşık bir hal aldığını görmemiz lazım. Eğer bir denge kurulamazsa bölgesel bir savaşın kapıda olduğunu yazmak kehanet sayılmamalı.

“AKP İKTİDARI EMPERYALİST ODAKLARLA İLİŞKİSİNİ YENİDEN KURMAK İSTİYOR”

Olası bir İran müdahalesinde Türkiye’nin alacağı pozisyonu ise şöyle açıkladı Kılçer;

“İran’ın siyasi etkisini kırmak için aslında “Sünni-Şii” ekseni kurmak ve mezhep savaşları üzerinden Ortadoğu’nun yıkıma uğratılması hedeflenmişti. Ilımlı İslam ve BOP Eşbaşkanlığı üzerinden AKP iktidarına biçilen misyon buydu ve bu misyonun dayandığı İslamcı siyasal zemin ise İhvancılık olarak görülmüştü. Fakat İhvancılık ve bunun politik uzuvlarının her kapıyı açan maymuncuk olmadığı görüldü. Mısır’da olmadı, Tunus’ta bu kadar olabildi. İhvancılığın bir uzantısı olarak okunabilecek Hamas İsrail için bir sıkıntı ve Mısır’da İhvancılığın iktidar olması İsrail için bir sorun nedeniydi. Aynı zamanda İhvancılık, Arap ülkelerinde bir politik hareket olarak bütünleştirici bir siyasal zemin anlamına gelmiyordu. Örneğin Suudi Arabistan bu konuda başka bir İslamcı akımı temsil etmektedir. Kabaca şöyle söylenebilir, Sünni-Şii ekseni kurulmak istenmiş, Sünni eksen oluşturulmaya kalkınca kendi iç problemleri, Sünni eksen içinde sayılması gereken bölge devletleri arasındaki dengeler, İslamcı akımlar arasındaki farklılıklar, Mısır ve Suriye’de İhvancılıkla “başarı” kazanılamaması gibi bir dizi olgu bu Sünni eksenin tam olarak kurulamadığını da gösterir. Bugün Katar ve Türkiye üzerine yapılan emperyalist odaklardaki tartışma konusunun aslında Sünni eksenin oluşturulmasında yaşanan tıkanmalar olduğu bir kez daha görülmeli.

Ancak bu durum, İran karşıtlığı üzerinden şekillenen emperyalist planlarının değiştiğini ya da ortadan kalkacağını göstermez. Tersine İran’a karşı bölge devletlerinin ve politik güçlerin yeniden şekillendirilmesi hep gündemimize gelecek, kendi iç problemleri emperyalizm tarafından ortadan kaldırılmaya çalışılacak.

Katar’ın İhvan’ı ve Hamas’ı desteklemesi, hatta daha ileri giderek “terör listesinde” bulunan başka güçlere açıktan destek vermesi gibi nedenler bugün bu yüzden tartışma konusu haline gelmektedir. Katar da, Suudi Arabistan’ın IŞİD ve El-Kaide’ye nasıl destek verdiğini ifşa etmeye başladı bu arada. Siyasal İslamcılığın, cihatçı çetelerin, radikal ya da ılımlı İslamcılığın arkasındaki para ve silah desteğinin de kimler tarafından yapıldığı bir kez daha görüldü.

Burada en çok sıkışan Türkiye olacaktır. Çünkü bir yandan İhvancı bir yönetim olarak görülmekte diğer yandan Kürt meselesi yüzünden emperyalist politikalarla açısı daha da artmaktadır. AKP iktidarı, bir yandan Rusya ile ilişkiyi geliştirerek kendisine bir hareket alanı açmaya çalışıyor. Rusya’nın ise bu durumu iyi değerlendirdiğini ve Suriye’de ateşkes sürecine döndürdüğü açık. 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde abartılı ve dozajı yüksek AKP propagandasının nedenini iyi anlamamız gerekiyor. Sıkışan bir AKP iktidarı var ve AKP iktidarı yeniden emperyalist odaklarla ilişkisini – bakın benden başka kimse yok diyerek- kurmaya çalışıyor. Büyük ihtimalle de AKP bu yönde daha fazla adımlar atacaktır. Ancak Irak ve Suriye’nin kuzeyinde Kürt oluşumlarının geleceği ile Ortadoğu’da oluşacak denge bu sürecin belirleyicisi olacaktır.

Bütün bunları alt alta koyduğumuzda Türkiye’nin İran ile ortak bir eksende bulunduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Yıllardır şeriatçı bir rejim olarak görülen İran’a sol destek mi veriyor gibi bir sorunun bölgesel gelişmeler bağlamında yanlış bir değerlendirme olacağını düşünüyorum. Mesele emperyalizme karşı mücadeledir ve bugün emperyalizmin Ortadoğu’da İran karşıtı bir pozisyonla saldırganlığını artırıyor olmasıdır. Komünistlerin tutacağı temel halka anti-emperyalizm olmalıdır.”

“BUGÜN ULUSLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI POLİTİK BİR EKSENE OTURMAKTADIR”

Kılçer’e son olarak yönelttiğimiz soru ise, Ortadoğu’daki tablo ve sosyalistlerin tutumuna ilişkin oluyor. Kendilerine sıklıkla yöneltilen ‘ulusların kaderini tayin hakkı’ eleştirisin bugün ne ölçüde güncel olduğunu, bunun Leninist bir ilke mi yoksa bir taktik mi olduğunu sorduğumuzda bizi şöyle yanıtlıyor;

“Sosyalist harekette bu noktanın ilke haline getirildiği ya da böyle kavrandığı bir dizi kesim için açık. Ancak bu konu taktik-ilke meselesinin dışında değerlendirmeye tabi tutulmalı. Bugün ulusların kendi kaderini tayin hakkı meselesi tamamiyle politik bir eksene oturmaktadır. Lenin’in bu konuda yazdıkları da Rusya şartlarında bize göre bir ilkeyi değil, politikayı ifade ediyor. İki kutuplu dünyanın varlığında ulusal kurtuluş mücadelelerinin emperyalizme karşı konumlanışı bir nitelik olarak ele alınmalı. Ancak bugün emperyalizmin yeni yayılma politikasında, iki kutuplu dünyanın bittiği koşullarda, ulusal kurtuluş hareketlerinin, emperyalizme karşı ya da rağmen değil, bizzat emperyalizmle işbirliği yaparak sağa kaydığını saptamak gerek. Bugün Suriye’nin kuzeyinde Kürt siyasi hareketinin geldiği yer tam da burasıdır. Ulusların kaderini tayin hakkı adına bizim ABD askeri üslerinin Kuzey Suriye’ye kondurulmasına sessiz kalmamız bekleniyorsa, işte asıl bu devrimci olmayan bir tutum olur. Tersine, daha fazla söz söylenmeli, Kürt emekçileri bu konuda daha fazla uyarılmalıdır. Gidiş doğru bir gidiş değildir. Tekelci sermayenin egemenlik sistemi olan emperyalizmin, özgürlük ve bağımsızlık diye sunulması mümkün değildir. Buradan halklar arası düşmanlık çıkar, emperyalist işgal çıkar, bölgesel savaş çıkar, yıkım çıkar.

Suriye’de cihatçı çetelerin arkasında ABD emperyalizmi vardı. Bugün cihatçı çetelere savaşıyoruz diye ABD emperyalizminin gölgesinin altına girmek, çelişkili bir tutumdur. Yapılması gereken Suriye’nin yıkımına karşı duranlarla ortak bir mücadele hattı kurularak gericiliğe ve emperyalist yıkıma karşı mücadele edilmesidir. Gericilik ve emperyalizme karşı mücadele bir bütün olarak verilmelidir. Bugün ne yazık ki Kürt sorunu emperyalist ABD’nin ve AB’nin masasında, Kürt siyasi hareketi de bu emperyalist güçlerin nüfusu altına girmiş bulunmaktadır.”

http://www.abcgazetesi.com/bolgesel-savasin-esiginde-yeni-hedef-iran-mi-58987h.htm

17.07.2017

Kurtuluş Kılçer: Yeni hedef İran mı? (RÖPORTAJ)
Yukarı