Basın Açıklamaları

ABD kovulmalı, bu düzen değişmeli

Türk Lirası son bir aydır tarihinin en büyük değer kayıplarından veya eski tabirle devalüasyonlarından birini yaşıyor. Bu değer kaybının bir sonu olup olmayacağı ve bir finansal krizi ne sürede tetikleyeceğini hep birlikte görecek ve yaşayacağız. 2002 yılında “hepimizi bir günde yüzde 40 fakirleştirdiler” diyerek iktidara gelen AKP ise bu olağanüstü duruma karşı büyük sermaye tekellerinin patronlarının karşısında sunumlar yapıp yeni borçlar bulmak için yabancı sermayeyle pazarlık etmeye çalışarak direnmeye çalışıyor. 16 yıllık iktidarının faturası sayılması gereken mevcut gidişatı kemer sıkma politikalarıyla derinleştireceği sömürüye işçi sınıfı ve emekçileri miting meydanlarına doldurup hamaset nutuklarıyla hazırlamaya çalışıyor.

Oysa bugün gelinen noktanın nedeni, Turgut Özal tarafından açıklanıp uygulanan 24 Ocak kararlarından bu yana 40 yıldır sürdürülen neo-liberal iktisadi düzen ve emperyalizme olan bağlılıktan kaynaklanıyor. Son 16 yıldır AKP iktidarı ile birlikte derinleştirilen bu iktisadi düzen ve bağımlılık Türkiye ekonomisini ciddi yapısal sorunlarla baş başa bırakmıştır. Dışa bağımlı enerji politikaları, özelleştirmelerle üretim altyapısı çökertilen çarpık bir yükseliş, emperyalist finans-kapitalin kar vurgunları, ithalata bağımlı bir ihracat ve inşaat sektörüne dayanan bir büyüme modelinin geldiği nokta dünyanın en büyük üçüncü dış ticaret açığı, geri ödenmesi giderek güçleşen dış borçlar ve astronomik bir hane halkı borcu ile tıkanmaya doğru gidiyor.

Dünyada para bolluğunun olduğu bir dönemde düşük maliyetlerle borçlanma üzerine kurulan bu ekonomik modelin kısa ve orta vadede tüketimi de besleyerek yarattığı söylenen zenginleşme, 16 yılda hane halkı borcunun 100 kat, kamunun dış borçlarının 2,5 kat ve özel sektörün dış borçlarının 8 kat arttığı bir borç batağı anlamına geliyor. Bu borçların büyük bir kısmı arsa spekülasyonuyla şişirilen fiyatlarla satılan konutlar için alınan kredilerden ve AKP’nin Türk Lirası’nın yaşadığı değer kaybıyla birer tanesi daha yapılabilecek altyapı projelerinin şişirilmiş maliyetleri ve fahiş kullanım haklarına karşılık Hazine garantisi de verilen kredilerden oluşmaktadır.

Bu tablonun esas boyutu ise emperyalist sömürüdür. Yerli ve yabancı patronların karlarına kar katan bu saadet zinciri, uluslararası tekellerin finansal araçlarla ülkeleri kendisine bağımlı kıldığı büyük bir sömürü çarkıdır. Bugün ülkemizde ortaya çıkan bu tablo, emperyalist tekellerin yeni bir vurgun adımı olarak da görülmelidir. Başta ABD olmak üzere emperyalist-kapitalist sistem yeniden yapılanırken, Türkiye benzeri emperyalizme bağımlı ülkeler iktisadi ve siyasi yeniden yapılanmanın konusu haline gelmiştir. Nitekim ABD uyguladığı yeni politikalar ile ekonomisi sermaye girişlerine bağlı olan Türkiye benzeri ülkeleri müdahalenin ve sömürünün parçası haline getirmiştir.

Bugün bu vurgun girişimin ABD emperyalizminin Suriye’deki müdahalesi-planları ve İran’a karşı ekonomik adımlarla başlattığı müdahale süreci ile paralel olarak ortaya çıkması tesadüf değildir. ABD emperyalizmi ile pazarlık ancak isteklerinin kabulü ile mümkündür. Ancak Türkiye son yıllarda dış politikada attığı yanlış adımlarla müdahaleye daha da açık hale getirilmişken bu pazarlıklarda yapılan blöflere karşı yeni müdahalelerle karşılaşmaktadır. ABD siyasi çıkarları pazarlık masasında güvence altına almak için “ekonomik tetikçiliğe” başvurmaktan çekinmemektedir. Ancak asıl ülkemizi bu müdahaleye açık hale getiren zihniyetin, sistemin ve bağımlılık ilişkisinin sorgulanması gerekmektedir.

Bu tablonun birinci sorumlusu AKP’dir. 16 yıldır ülkemizi yabancı sermaye cenneti haline getiren ve uluslararası finans-kapitalin vurgununa yol veren bizzat AKP’nin işbirlikçi iktisadi politikalarıdır. Sermaye düzeninin, patronların ve AKP’nin bilerek ve isteyerek yürüttükleri bu ekonomik ve uluslararası politikalar bugün acı sonuçlarını göstermeye başlamıştır. Komşularına yapılan emperyalist müdahalelere ortak olan ve kendi karları için emperyalist ambargoları kullananlar bugün karşılaşılan zorlukları işçi sınıfının ve emekçilerin sırtına yüklemek için hazırlanmaktadır.

Bütün bu tablonun zemini, ülkemizi emperyalizmin saldırganlığına, müdahalelerine, sömürüsüne maruz bırakan piyasacı, emek düşmanı ve sağcı politikalar ile döşenmiştir. Bu zemin terk edilmeden asla bu girdaptan çıkılamaz. Düzen muhalefetinin 16 yıllık uyum politikalarını devam ettirme önermeleri ile tek başına sermaye kontrolü ile geçiş süreci önermeleri mevcut zeminin devam ettirilmesi dışında bir anlam içermemektedir. Türkiye’nin kurtuluşu, İngiltere, Çin veya Almanya’dan yeni borçlar almak için yeni pazarlıklara girişilmesinden geçmez.

Yapılacaklar bellidir.

ABD ülkemizden kovulmalıdır. ABD’yle siyasi, askeri ve ekonomik bağımlılığa neden olan bütün ilişkiler sona erdirilmelidir. Emperyalist sistemin güvencesi olan NATO’dan çıkılmalıdır.

Emperyalizme bağımlılığa son verilmelidir. Türkiye ekonomisinin tarımda çöküşüne, sanayide sınırlanmasına neden olan başta Gümrük Birliği olmak üzere emperyalizmle bağımlılık üzerine kurulan bütün ekonomik ilişkiler sonlandırılmalıdır.

Serbest piyasa denen sermaye düzeni son bulmalıdır. Özelleştirilen tüm kurumlar devletleştirilmeli, imtiyaz ve lisans sözleşmeleri, yap-işlet-devret ve türevi ihaleler ile patronların borçlarına verilen hazine garantileri iptal edilmelidir. “İhracata dayalı büyüme” modeli terk edilmeli, ülke kaynaklarına dayalı planlı bir kalkınma modeli yaşama geçirilmelidir.

AKP’nin sermayeye kaynak bulmak için oluşturmayı vaat ettiği Orta Vadeli Program (OVP) ülke kaynaklarına dayalı planlı bir kalkınma modeline göre düzenlenmeli, kapatılan Devlet Planlama Teşkilatı merkezi ekonomik planlamadan yetkili olmak üzere yeniden kurulmalıdır. Ülke kaynaklarına dayalı planlı bir kalkınmanın bölgesel eşitsizlikleri ortadan kaldıracak, toplumsal ihtiyaçları karşılayacak ve sürdürülebilir bir şekilde sağlanması için merkezi bir planlama teşkilatı kurulmalıdır.

Dış ticaret devlet tekeline geçirilmelidir. Bir avuç zenginin sürdürdüğü şatafatlı hayat için türlü hileler ve vergi muafiyetleriyle sağlanan lüks tüketim ürünlerinin ithalatı yasaklanmalıdır.

İşçi sınıfı ve emekçilerin alın teriyle yaratılan değerlerin yurtdışına çıkarılmasını engellemek için tüm bankalar devleştirilmeli, uluslararası sermayeye dayanan tüm finansal araçların kaynakları toplumun kullanımı için devletleştirilmelidir. Merkez Bankası’nın bağımsızlığı tezi, finans-kapitalin çıkarlarının kılıfıdır.

Borsa kapatılmalıdır.

AKP iktidarının sermaye düzenini kurtarmak için önereceği borçların kamulaştırılması reddedilmeli, finansal krizi derinleştirecek tüm borçların ödemesi iptal edilmelidir. Yıllardır faiz adıyla ödenenler, bugün karşımıza çıkan dış borçları fazlasıyla karşılamıştır. Dış borçlar ödenmemelidir.

Mevduat hesaplarında yer alan dolar milyonerlerinin hesaplarına el konulmalıdır.

Bugüne kadar devlet garantili olarak yürütülen ve fahiş karlarla işletilmek üzere patronlara bırakılan tüm büyük projeler bedelsiz olarak devletleştirilmelidir.

Krizden çıkış için işten çıkarmalar yasaklanmalı, emekçi halkın yaşantısını kolaylaştırmak için gıda fiyatları dondurulmalıdır.

Tüm bunların gerçekleşebilmesinin asgari şartı ABD’nin ülkemizden kovulması ve düzen değişikliğidir.

Bunun yolu ülkemizin emekçilerinin AKP’ye ve sermaye düzenine karşı vereceği mücadeleden geçmektedir. Bunun için ise yeni bir cumhuriyet, sosyalist cumhuriyet talebi yükseltilmeli ve mücadele edilmelidir.

Ülkenin ve emekçi halkın bundan başka bir çıkış yolu bulunmamaktadır.

TÜRKİYE KOMÜNİST HAREKETİ

14.08.2018

To Top