Basın Açıklamaları

İdlib’de beş askerin yaşamını yitirmesi milliyetçi hamasetle karşılanamaz Türk askeri cihatçı çetelere kalkan edilmemelidir!

Beş askerimizin İdlib’de yaşamını yitirmesi ve biri ağır olmak üzere yedisinin yaralanması başta aileleri olmak üzere ülkemiz için acı bir haberdir.

Bir ülkenin savaşa girmesi istenilecek son şeydir. Ne yazık ki AKP iktidarı Türk askerlerinin ölümüne yol açan savaş siyasetini sürekli hale getirmiş, Suriye’deki tabloya Libya’nın da eklenmesi olasılığı ile ülkemizi karşı karşıya bırakmıştır.

AKP, savaşı, ülke çıkarları, milli politika ya da dış politikanın stratejik adımları olarak sunmaktadır. Suriye başta olmak üzere AKP tarafından uygulanan dış politika sorgulanmadan bugün İdlib’den alınan acı haber milliyetçi bir hamasetle karşılanamaz.

Astana süreciyle imzalanan mutabakata Suriye Hükümeti’ni aykırı davranmakla suçlayan ve beş askerin yaşamını yitirmesinin sorumluluğunu buraya bağlayan AKP hükümeti gerçekleri ters yüz etmektedir.

Öncelikle AKP tarafından Suriye’de uygulanan dış politikanın ülke çıkarlarımızla uzaktan yakından ilgisi bulunmadığının bilinmesi gerekir. Bugün Suriye politikasını eleştirenlere gayri-milli sıfatı yapıştıran AKP, önce kendisine bakmalı, hamaseti bırakmalıdır. Açıktır ki, bizlere göre, asıl AKP tarafından uygulanan Suriye politikası gayri-millidir!

İdlib’de beş askerimizin ölümüne yol açan gelişmeler anlık bir gelişme olarak değil başından sonuna kadar Suriye’de AKP tarafından uygulanan mezhepçi, stratejik ve taktiksel olarak yanlış ve ülke çıkarlarımıza aykırı politikaların sonucu olarak görülmelidir.

Astana süreci adıyla bilinen mutabakata imza atan Türkiye şu sözleri vermiştir: Suriye’nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine bağlılık, Şam-Halep karayolunun terörden arındırılarak açılması ve İdlib’de terör güçleriyle muhalefet güçlerinin ayrıştırılması. AKP iktidarı, verdiği sözleri yerine getirememiş, karayolu açılamamış, terör ile muhalefet güçleri birbirinden ayrıştırılamamış, bunlar için kurulduğu söylenen gözlem noktaları ise işlevsiz hale gelmiştir. Tüm bunlara rağmen, AKP son bir hafta içinde sözü edilen karayolu üzerine yeni bir gözlem noktası kurma adımı atmıştır.

Ek olarak geçen hafta, El-Bab bölgesindeki ÖSO güçlerinin Astana anlaşmasına ve ateşkese rağmen Suriye ordusuna karşı bir askeri operasyon başlatması da savaşı körükleyecek bir adımın önce kimin tarafından atıldığı konusunda da ciddi şüpheler barındırmaktadır.

Birleşmiş Milletler tarafından tanınan ve Suriye Devleti’ni temsil eden tek meşru güç Suriye Hükümeti olmasına rağmen AKP iktidarı, Libya’nın meşru sayılan hükümetini tanımasına karşılık Suriye’de hep tersi ve yanlı bir tutum almıştır. AKP tarafından yeni askeri güçlerin takviye amacıyla İdlib’e gönderilmesi konusunda Suriye Devleti’ne ve Astana muhataplarından Rusya’ya bilgi verilip verilmediği ya da bunun Suriye Devleti’nin çağrısıyla olup olmadığı ise başka bir sorun olarak karşımızdadır.

ABD emperyalizminin planladığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin ana hedeflerinden birisi İsrail’in çıkarları için Suriye’deki meşru iktidarın yıkılmasıdır. AKP’nin Suriye’de mezhepçi bir bakış açısıyla cihatçı terörün hamiliğine ve vekaletine soyunan dış politikası bu açıdan başından beri yanlıştır. AKP, ABD’nin peşinden gitmiş, İsrail’in çıkarlarına hizmet etmiştir. Bu bağlamda, geçtiğimiz aylarda Barış Pınarı operasyonunu “beka sorunuyla” gerekçelendiren AKP’nin İdlib’de hangi saiklerle bulunduğunun bir izahı bulunmamaktadır.

Bütün bu olgularla birlikte ABD emperyalizminin geçen hafta yapılan açıklamasıyla İdlib konusunda AKP’ye tam destek vermesi, herkesi daha fazla düşündürmelidir!

Yapılacaklar ise bellidir. Suriye Devleti ile masaya oturulmalı, Suriye’de savaşın bitirilmesi sağlanmalıdır. Hem Ortadoğu’da barışın sağlanması hem de Akdeniz’de Türkiye’nin çıkarları açısından Suriye ile anlaşmak öncelikli atılması gereken adım olmalıdır.

Suriye Hükümeti’nin, kendi topraklarını terörden temizleme adına başlattığı operasyon meşrudur. AKP iktidarının bu operasyonlara karşı çıkmasının meşru bir zemini bulunmazken, Suriye’de cihatçı terörü koruyan bir politika izlenimi veren adımlardan uzak durmalıdır.

Bugün İdlib dünyada El-Kaideci, IŞİD’ci, cihatçı terörün toplandığı yerdir. Bu bölgenin korunması Türkiye’nin derdi değil tersine mücadele etmesi gereken bir meseledir. Bununla birlikte İdlib sorununun bir başka boyutu olan ve ülkemizi doğrudan ilgilendiren yeni bir göç dalgasının çözümünün savaşı körüklemekten değil diplomasiden geçtiği bir kez daha belirtilmelidir.

Türkiye Komünist Hareketi

To Top