Parti' den Haberler

TKH MK Üyesi Kurtuluş Kılçer: Düzene karşı devrimci duruş gerek!

24 Haziran seçimlerine yaklaşık 50 gün kala AKP-MHP ittifakına karşı düzen siyasetinin muhalefet kanadında ittifak pazarlıkları dün itibariyle nihayet buldu. CHP ‘Cumhur İttifakı’na karşı yarışmak adına sağ partilerle uzun süredir devam ettirdiği ‘muhalif’ ittifak çalışmaları kapsamında MHP’den kopma Meral Akşener öncülüğünde kurulan İP, siyasal islamcı SP ve geleneksel ‘merkez’ sağın sembolik temsilcisi DP ile ittifak kararı aldı.

Komünistler ise ilan edilişinden, getirdiği yeni kurallara ve OHAL şartlarında yapılacak olmasına kadar birçok anlamda üzerine daha şimdiden gölge düşen 24 Haziran seçimlerini  ‘korsan seçim’ olarak nitelemiş ve sandığa gitmeyerek sosyalizmin sesini güçlü şekilde alanlara taşıma kararı vermişti.

Düzen siyasetinin seçimlerle ilgili oluşturduğu ve halkı mahkum etmeye çalıştığı bu tabloya ilişkin, Türkiye Komünist Hareketi Merkez Komite Üyesi Kurtuluş Kılçer  sorularımızı yanıtladı, TKH’nin seçimlerle ilgili tavrını anlattı:

Düzene karşı devrimci duruş gerek!

İlk sorumuz 24 Haziran seçimlerine dair olacak. Parti olarak sandığa gitmeme kararı aldınız. Bunun gerekçelerini açık olarak yayınladınız. Peki bu durumda meydanı düzen siyasetine bırakmış olmuyor musunuz?

Sosyalist mücadele günlük bir mücadele değildir ve tek başına seçimlere endeksli olarak inşa edilemez; seçimden seçime bir sosyalist mücadele olabilir mi? Tersine, sosyalist mücadele, örgütlenme ve propaganda çalışmaları, seçimleri de aşan, kapsayan, seçimlerin bu mücadele sürekliliğinde bir uğrak olarak görülmesi gereken bir bütünlüğe, sürekliliğe ve bağlama sahip olmak zorunda. Politik ya da örgütsel zeminde belli bir birikim elde edersiniz, seçimler bunun üzerine oturur. Yoksa tek başına seçim kampanyalarıyla, belli bir süreye sıkıştırılmış kampanyalarla büyük değişimler beklenmemeli. Önce mücadelenin maddi zemininin sağlanması gerek. Türkiye sosyalist hareketinin en temel sorunlarından birisi budur örneğin. Eğer mücadelede maddi, gerçek ve toplumsal bir zemine basmadan “propaganda ve söylemle” çok büyük kitleleri etkileyeceğinizi düşünüyorsanız, bu çok gerçekçi değil. Mücadelede bazı kaldıraçlar lazım ve bunun da işçi sınıfı içinde belli bir gücün devreye girmesi zorunludur.

Elbette buradan seçimleri topyekûn reddettiğimiz anlamı çıkmasın. Seçim süreçlerinin, sosyalist propaganda açısından faydalı dönemler olduğu ve değerlendirilmesi gerektiği de açık. Ancak mücadelenin bütün anlamını seçimlere bindirirseniz burada hata edersiniz.

Özel olarak bu seçimlere bakarsak; sosyalist propaganda ve örgütlenme çalışmaları için 24 Haziran seçimlerine katılmak mutlak bir zorunluluk değildir. Niye olsun ki? Kaldı ki, bugün düzen siyasetinin seçim dayatmasına karşı çıkararak pekala siyaset yapılabilir ve sosyalizm bir seçenek olarak topluma sunulabilir. TKH olarak bunu yapacağız. Bu seçimleri, düzen siyasetini, düzenin bütün aktörlerini büyük bir teşhire girişeceğiz. Yalanları, sahte umutları, düzenin bütün unsurlarıyla birlikte sağa kaydığını, sermaye partileri arasında özünde fark olmadığını anlatacağız. Ama bunlardan öte sosyalistlerin seçeneğini göstermek zorundayız. Alternatifimiz var ve bu alternatifi bugün “sahte umut” tacirlerini teşhir ederek ortaya koyacağız. Bugün seçim “düzene karşı düzen”, “sağa karşı sağ” diyenlerin seçimi. Bakın CHP’nin ittifak bileşenlerine. CHP sola değil sağa açılmaktadır.

Peki seçimlere katılmak bu genel düşüncenize çok aykırı olmasa gerek. Mesele sosyalizmin sesini duyurmaksa seçimlere katılmak belki de bazı avantajlar yaratabilirdi, değil mi?

Seçimlere katılmanın avantajları elbette var. Ancak meseleyi verili konjonktürden ve verili siyaset zemininden bağımsız ele alamayız ki. Kategorik bir ayrıştırma üzerinden değil politik bir bakış üzerinden seçimler değerlendirilebilir. Teorik düzlem ile siyasi düzlem aynı şey değil. Bugün sermaye düzeninde korsan bir seçimle karşı karşıyayız. Daha dün referandum sonuçları üzerinden seçimlerin güvenliği ve adalet sorunu solun en çok itiraz ettiği noktaydı. Bugün baştan adaletsiz, OHAL nedeniyle güvenliği en fazla tartışmalı bir seçimle karşı karşıyayız. Hile baştan karıştırıldı, sosyalistler seçim dışı bırakılıyor, şeriatçı parti seçimlere sokuluyor, Genelkurmay başkanı seçimlere müdahale ediyor, seçimin kuralları değiştiriliyor, ama bütün bunlardan öte emekçi halkın karşısına bu dayatma ve korsanlık nedeniyle tek bir alternatif çıkartılıyor. Düzen partileri! Ortada bir oyun var ve bu oyunu bozmak seçimlere katılarak değil, tersine reddetmekle mümkün.

Seçimlere katılmak, kim ne derse desin, bugünkü seçim konjonktüründe düzen partilerine emekçi halkı yönlendirmek, sandığa giderek bunun yolunun yapılmasıdır. Bu seçimlerde hem başkanlık hem de parlamento seçimleri birlikte yapılacak. Ve açık ki, bu seçimlerin sürükleyici parametresi parlamento seçimleri değil başkanlık yarışı olacaktır. Sen 6 gün içinde 100 bin imza topla diye bir dayatma getirecekler, sonra gel seçimlere katıl diyecekler. Ne yapayım, ben de bari bu seçimin şurasından tutayım, belki bana bir şeyler düşer mantığı ile hareket etmek devrimci bir tavır değildir. Şimdi yukarıda söylediğim şeylerin değeri daha iyi anlaşılacaktır. Önce toplumsal belli bir gücü maddi hale getirmek gerek. Bunun ortaya çıkmadığı, bunun yapılması için çalışmaların korsanlıkla ve dayatmayla ortadan kaldırıldığı bir tablo varken, burjuvazinin “sen de kendi kum havuzunda şurada oyna” denilen bir tiyatronun parçası olmak devrimci bir tutum değildir. Siyasi bir karar olabilir, ancak devrimci olmadığı bizim açımızdan açık. Cesur olmak lazım, devrimci bir irade göstermek lazım. Düzeni karşımıza aldığımız kadar düzenin oyununu da karşıya almak en doğrusu. Düzen muhalefetine sosyalistlerin en çok söylediği neydi: Niye boykot etmiyorsunuz? Düzen muhalefeti, AKP’nin seçim oyununa bir kez daha rıza gösterirken, sosyalistlerin bu duruma tav olması kabul edilebilir mi? Önce kendin tavrı koyacaksın, devrimci bir duruş göstereceksin. Bugün sosyalist solun büyük bir bölümü ne yazık ki yalpalayan bir tavır içinde.

Burayı biraz daha açabilir misiniz? Yalpalamak derken neyi kastediyorsunuz?

Yeni değil ki! CHP’nin Taksim Mitingi’ne katılma tartışmalarını ne çabuk unuttuk. Dün CHP’nin kuyruğunda Taksim’e gidenler, CHP soluğu Yenikapı’da AKP’nin yanında alınca büyük bir yalpalama geçirmişlerdi. Adalet Yürüyüşü’nde de benzer bir tablo ortaya çıkmıştı. Herkes büyük umutlar bağlamıştı Adalet Yürüyüşü’ne. Ne oldu? CHP’nin bu yürüyüşünden sonraya ne kaldı? Düne bakmadan bugün yapılanları nasıl anlayacağız? Aynı CHP’nin MHP ile ittifakında Ekmeleddin’i aday gösterdiğini ve bugün Ekmeleddin’in Erdoğan’a oy vereceğim demesini nasıl görmezden gelebiliriz? Ders çıkarmıyor muyuz? Bugün yine CHP benzer ittifak arayışları içerisindeyken yarın bu ittifak unsurlarının Erdoğan’ın yanına geçmeyeceğini kim garanti edebilir? 15 milletvekili tarihe demokrasi kahramanları olarak değil korkarız başka türlü geçecekler.

Adalet Yürüyüşü’nde Kılıçdaroğlu’nun yanında yürüyen solcular bugün sağ bir ittifak gerçekleştiren CHP ile yine yan yana yürüyecekler mi?

Dün CHP’nin çağrısına icazet eden sol bugün MHP artığı İP ile ittifaka nasıl ses çıkaracak? Sivas Katliamı’ndan hatırladığımız Temel Karamollaoğlu’nun genel başkanı olduğu Saadet Partisi ile CHP arasındaki ittifaka ses çıkarmamak bize göre sosyalist ve devrimci bir tutum değildir. Bugün yeni bir sağ cehpe ile karşı karşıyayız. AKP-MHP cephesinin karşısında ikinci sağ cephe. CHP-İP-SP-DP ittifakı CHP’nin sağa kaydığının bariz kanıtıdır.

Aynı şey HDP için de geçerli. 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye büyük umutlar beslendi. Bugün çok eleştirdiğimiz ‘Yetmez Ama Evet’çi bir eş genel başkana sahip HDP’den söz ediyoruz. Amerikan emperyalizminin Suriye’nin kuzeyinde Kürt siyaseti ile yaptığı ittifaka değinmiyorum bile. Aynı HDP’nin Gül’ün ikinci tura kalmasını değerlendirebiliriz açıklamasını yeni genel başkanının dil sürçmesi olarak okumak büyük bir saflık olur.

24 Haziran seçimlerine yönelik tutumda da bugün benzer yalpalamaları görüyoruz. Bir yandan sosyalistlerin bir adayı çıkar mı diye arayış diğer yandan ikinci turda gerekirse sağ adaya da oy verebilir miyiz düşünceleri. Biz komünistlerin CHP ve HDP ile arasında ciddi bir mesafe bulunuyor. HDP ve CHP çatısı altına girmek isteyen sosyalist solun bazı unsurlarının ya bu iki partiye yaklaşımlarını toptan değiştirmeleri ya da kendilerini yeniden tanımlamaları gerekiyor. Açıkçası en çok merak ettiğimiz şu: Adalet Yürüyüşü’nde Kılıçdaroğlu ile birlikte yürüyenler acaba CHP ittifakını ve adayını destekleyecekler mi? Biz de merak ediyoruz.

Bizim görüşümüz belli. Anti-emperyalizm, anti-kapitalizm ve gericilik karşıtlığı temel düsturumuz. Bugün NATO’ya hayır demeyen CHP ile ABD’nin Suriye’nin kuzeyine yerleşmesine hayır demeyen HDP ile komünistler nasıl yan yana gelebilir? Biz komünistler tarikatlara sivil toplum örgütleri demiyoruz. Avrupa Birliği’ni emperyalist bir oluşum olarak görüyoruz, Gümrük Birliği anlaşmasının iptalinden yanayız. TÜSİAD ile ya da işverenlerle toplantılar yapmıyoruz, mücadele ediyoruz.

Biraz önce düzene karşı düzen gibi bir tanımlama yaptınız. Hem bunu hem de 24 Haziran seçimlerine yönelik bu bağlamdaki değerlendirmenizi biraz açar mısınız?

Ortada bir sağa kayış bulunmaktadır. AKP’nin içinden çıktığı Saadet Partisi, bugün iktidarda olsaydı AKP’den farklı ne yapacaktı? Ya da bugün tukaka ilan edilen – ki öyledir- FETÖ ile AKP arasında ne fark var? Kendileri hapiste ama fikirleri iktidarda olan bir tuhaf tablo karşımızda duruyor. MHP’den kopan Akşener Partisi, MHP’nin faşizmiyle nerede ayrışıyor? Siz İP ile MHP arasındaki farklılığı tanımlayabiliyor musunuz? Burjuva iktidar hangi modelle yönetilecek? Düzen aktörlerinin tartışması ve ufku budur. Ve bugün ülkemizdeki demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin, eşitsizliklerin kaynağındaki gerçek sorunu, bu sömürü düzenini göstermezsek biz sosyalistler yalan söylemiş oluruz. Önce düzeni karşımıza almamız gerekiyor. Anti-kapitalist olmanın varlık nedenidir bu.

Şimdi yaşanılan son 10 güne bakalım. Faşist parti MHP’den kopan İP’e – sanki faşizmden kopmuş gibi- sol parti olarak “görülen” CHP 15 milletvekili kiralık veriyor. İslamcı-dinci Saadet Partisi’nin düzenlediği Erbakan anma gününde CHP lideri konuşma yapıyor, neredeyse 1 yıldır CHP ve SP arasında görüşmeler yapılıyor, ulusalcı diye bilinen bazı aydınlar Erbakan millici diye övücü yazılar yazıyorlar. AKP kurucusu Abdullah Gül’ün ortak adaylığı Saadet Partisi tarafından modere ediliyor, CHP’si, İP’i, Saadeti, DP’si hepsi bu arayışın sağlanması için görüşüp durdular. Hatta burjuva sınıfının bazı temsilcilerinin bu tür bir ittifakın zorlanması için devreye girdiği yazılıp çizildi. AKP kurucusu, bugün Erdoğan tarafından temsil edilen siyasi zihniyetin bizatihi temsilcisi Abdullah Gül, ortak bir mutabakat olsaydı aday olurdum diye açıklama yaptı. Bundan daha ötesi var mı?

Ekmeleddin vakası unutturulmak isteniyor. Erdoğan ile korkutup emekçi halkı ikna etmeye çalışıyorlar. Daha doğrusu Erdoğan ile korkutup sağcılıklarını meşrulaştırmaya çalışan bir durum bu. Bir tehdittir ve emekçilerin sağa yönelmesi için kullanılan ahlaksız bir yöntemdir. Şimdi CHP, İP, SP ve DP arasında bir ittifak gerçekleşmiş bulunuyor. Bu düpedüz bir sağ cephedir. Bir tarafta AKP-MHP diğer tarafta bu. “Düzene karşı düzen” deyip emekçilerin karşısına çıkarak bakın biz muhalefet yapıyoruz diyorlar. Buradan ülkenin kurtuluşu çıkmaz. O yüzden bugünkü seçimler sağcılar arasında bir seçimdir. Bu seçim AKP eliyle kurulan gerici, emek düşmanı ve işbirlikçi İkinci Cumhuriyet rejimini onaylama seçimidir.

Hüda-Par adındaki şeriatçı parti son anda seçime sokturuluyor. Komünist, sosyalist, devrimci güçler ise seçim dışı bırakılıyor. Ortada bir senaryo yok mu sizce? Buna boyun eğmek, bu oyunun parçası olmak, bu oyuna meşruiyet katmak durumunda değiliz. Korsan seçime değinmiyorum bile. 200’ün üzerinde ilçede seçim kurulu yok, 6 günde 100 bin imza toplayacaksın, seçim güvenliği konusunda tek bir örgütlenme yapılmamış, OHAL koşulları var, sağcılarla sağcıların yarışı olan bir seçim bu. Bunları zaten daha önce açık olarak kamuoyuna yazmış, paylaşmıştık.

Erken seçim sizce bir kumpas olarak mı gündeme getirildi? Düzen siyasetinin hiç mi sıkışma başlığı yok?

Olmaz mı? Birbirinin karşısına koyarak değil, bütünlüklü bakalım. AKP iktidarının sıkışması bu seçimleri yangından mal kaçırırcasına yapmasının nedeni ama zıttı değil. Bakınız, seçimler durup dururken gündeme geldi. Yani AKP iktidarı büyük bir kriz yaşayarak seçim kararı almak zorunda kalmadı, tersine bir tercihte bulundu. Bu tercihi de yine her zaman devlet adına Devlet Bahçeli yapmıştı. Tıpkı, ABD’nin Irak işgali öncesi borsa oyunuyla bir ekonomik kriz yaratarak Ecevit Hükümeti’ni düşürmeleri gibi. Geçmişte ki bu senaryoyu aklınızdan geçiriniz.

Yine konumuz dışı ama AKP iktidarına karşı emperyalistlerin, bunca itirazlarına rağmen, örneğin borsaya dokunmamalarını bir kenara not etmek gerekir. Ellerinde çok silah var. Demek ki AKP’nin emperyalistler nezdinde bazı kredileri var, bunlara dikkat etmek lazım.

Şimdi konumuza dönersek, genel mutabık olunan durum olası bir ekonomik kriz öncesi seçimlerin erkene alınması tezi. Doğrudur ancak bundan daha öte bazı uluslararası gelişmeleri de dikkate almak gerekiyor. Bunlardan bir tanesi olası Suriye’de emperyalist planların devreye girecek olmasıdır. AKP iktidarı, bu planların parçasıdır ve seçimlerden önce gelecek bir “emperyalist planın” milliyetçi cepheyi derinden sarsacağını düşündüler. Bahçeli’nin “Cumhur ittifakı”nın çatırdamaması için seçimleri erkene aldık sözünün altı deşilmelidir. Seçimleri apar topar erkene almalarının nedeni bu.

Aynı zamanda İran’a yönelik saldırgan bir süreç gündeme gelebilir. Özellikle Suriye’de, Suriye’nin emperyalist planlar tarafından parçalanma siyasetinin bir ayağı da İran’a karşı bir müdahale oluşturacak. Bunun doğrudan İran topraklarına yansıması olur mu, göreceğiz. Ancak İran daha fazla baskı altına alınacak, Suriye’den İran’ın çıkması sağlanmaya çalışılacak, Suriye’de cihatçı çetelerin yoğunlaştığı bölgelerde hamiliğini AKP’nin de üstlendiği yönetimler oluşturulmaya çalışılacak, benzer yönetimler Fırat’ın doğusunda Kürt ve ayrı Arap güçleri ile yapılmaya çalışılacak. Ve emin olun bugün AKP bu planların ortağıdır ve seçimlerden sonra bu planların hayata geçmesi için çaba gösterecek. Şimdi Kürt koridorunu önleme ya da emperyalizmin planlarını bozma gibi emekçilere lanse edilen bütün görüşler boşa düşecek. Bunu herkesten önce AKP ve MHP görmektedir.

NATO Genel Sekreteri’nin Türkiye ziyaretinden hemen sonra bir seçim kararı alınmasını bu anlamıyla manidar bulmak gerek.

Şimdi bütün bu sıkışma noktaları, erken seçimi, daha doğrusu korsan seçimi gündeme getirmiş bulunuyor. Mütemmim cüzüdür.

Sosyalist solun bu seçimlerde CHP ve HDP ile birlikte ortak davranması genel olarak sağcılaşma sürecinin önüne geçmez miydi? Sosyalist solun bu tabloda yapacağı bir şey yok muydu?

Öncelikle sosyalist solun en büyük sorunu kendi varlığını ortaya koyma sorunudur. Bunu yapmak istemiyor. Hep siyaset yapmak adına ya CHP’nin ya da HDP’nin gölgesi altına giriyor. Bunun CHP ve HDP’yi sola çekmek için yapıldığı ifade ediliyor. Ancak bize göre bugün düzenin ekseni sağa kaymıştır ve sağa kayışta CHP de ve HDP de yerini almıştır. CHP ve HDP’nin arkasına takılarak sola çekmek şöyle dursun, tersine sosyalist hareketin sağa çekilmesinin nedeni haline geliyor.

Sosyalist sol, kendi mevcudiyetini ortaya koyacak, toplumun karşısına çıkacak, davasını ilan edecek, bir davayı örgütleyecektir. Bugün en büyük boşluk soldadır. Bugün 24 Haziran seçimleri vesilesiyle bizden bu sağcılaşmaya boyun eğmemiz istenmektedir. Teslim olmayacağız. TKH olarak seçimlere katılmayacağımız ve sandıklara gitmeyeceğimiz kararının altında biraz da bu bulunmaktadır.

Siyaset, bir tarafıyla da duruştur. Önce sağlam bir duruş gerekiyor. Buradan bugünkü tabloya bakarak umutsuzluk üretmenin de yeri olmadığını belirtmek isteriz. Tersine, bazı süreçler yaşanır ve görülür. Sosyalist bağımsız bir odak er ya da geç toplumun ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkacaktır. Yeter ki buna hazırlanalım, bunun yolunu yapalım.

TKH olarak bunun çalışmasını yapıyoruz ve emekçi kardeşlerimizin bu yolun döşenmesinde görevleri olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz. Bugün korsan seçimlerde sosyalizmin bağımsız sesini duyurmaya devam edeceğiz, “böyle gelmiş böyle gitmez” diyerek “yeni bir cumhuriyet” şiarını yükselteceğiz. Bugün sağın sağa karşı yarıştırıldığı düzen seçimlerine ortak olmadan, İkinci Cumhuriyet rejimine meşruiyet katmadan sosyalizm seçeneğini daha güçlü bir biçimde alanlara taşıyacağız. TKH, düzenin bu oyununa ne boyun eğecek ne de ortak olacak ancak devrimci duruşunu her alanda göstererek sosyalist cumhuriyet diyecektir!

(Bu röportaj gazetemanifesto.com sitesinden alınmıştır.)

To Top