Basın Açıklamaları

Yeni bir cumhuriyet için: Emekçilerin laik cumhuriyeti için örgütlenmeye!

15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişiminin hem nedenleri hem de sonuçları itibariyle ülkemizin geleceği ve ilerici yürüyüşü ile emekçi sınıflarımızın çıkarlarıyla bir ilgisi olmadığı ve olamayacağı açık olarak görülmelidir. Bu darbe girişimi, 14 yıldır iktidarda bulunan AKP eliyle kurulan rejimin temel niteliklerine karşı bir siyasal hareket değil, tersine bu rejimin parçası olan güçlerin iktidar mücadelesiyle doğrudan ilgilidir.

Ortada Türkiye sermaye sınıfının, AKP eliyle kurulmaya çalışılan İkinci Cumhuriyet rejiminin büyük bir krizi vardır. Siyasal ve ekonomik anlamda “istikrar” vaad ve propaganda eden AKP’nin -bırakın istikrarı- yönetmiş olduğu ülkede devlet kurumları arasında bir iç savaş yaşanması, AKP’nin “istikrar” yalanını objektif olarak ortaya koymuştur. Bu durum, ülkemizin AKP tarafından sürüklendiği felaketin eşiğini geçerek, uçurumdan aşağı yuvarlanması olarak okunmalıdır. Bugün darbe girişimine karşı zafer turları atanlar, AKP’nin yol açtığı bu zarara ve gelinen aşamaya bu noktadan bakmalıdır. AKP istikrar ve refah getirmemiş, iktidar olduğu yıllar boyunca uyguladığı iç ve dış politikanın sonuçları olarak bombalı katliamlar ve şimdi de darbe girişimleriyle ülkemizin başına fazlasıyla bela olmuştur.

Çünkü yaşanan darbe girişiminin aktörleri ve arkasındaki güçler, bizzat AKP ile birlikte 1923 yılında kurulmuş Cumhuriyet’i yıkmış yerine yeni bir rejim inşa etmeye çalışmışlardır. Darbe girişiminin arkasında gösterilen cemaat, AKP’nin iktidar ortağı idi ve AKP iktidarı, bugün kendisini hedef alan darbecilerin ortaklığı ile bugünlere gelmiştir. Bu gerçek bütün yurttaşlarımız tarafından görülmelidir.

Daha dün ordu içerisinde Balyoz, Ergenekon vs. adlarla bir dizi ulusalcı subayın tasfiyesine imza atanlar, “asker vesayeti ve darbeye hayır” diyerek bu tasfiyeleri gerçekleştirmiş, bugün ise bizzat darbe girişiminde bulunarak gerçek niyetlerini ortaya koymuşlardır. Bu darbecilerle dün kol kola Ergenekon ve Balyoz davalarında savcılık üstelenen Erdoğan, bugün kendisini iktidara getirenlerin hamlesiyle karşı karşıya kalmıştır.

Bu darbe girişimini “tek başına” ülke içindeki güç çekişmeleri ile açıklamak yanıltıcı olacaktır. Ülke tarihinde yaşanan bütün darbelerin iki temel niteliği asla göz ardı edilemez. Sermaye düzeninin devamlılığı ve emperyalizme bağımlılık genel olarak darbelerin ana gerekçeleri olarak değerlendirilmelidir. Yaşanan bu darbe girişiminin de bu iki olgudan muaf tutulması mümkün değildir. Aynı zamanda ve bundan daha önemlisi yaşanan darbe girişiminin AKP tarafından uygulanan işbirlikçi ve mezhepçi dış politikanın yaratmış olduğu sonuçlarla doğrudan ilgisi bulunmaktadır. ABD emperyalizminin çıkarları adına başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da izlenen politikalar nedeniyle ülkemiz büyük zarar görmüş, ülke çıkarlarımızla zıt bir tablo ortaya çıkmıştır. Cihatçı terörün yol açtığı katliamlar ve Kürt sorununda yaşanan savaş tam da emperyalizmin Ortadoğu politikasının kuyruğuna takılmanın sonuçları ve sorunları olarak okunmak durumundadır.

Bugün bölgesel büyük fotoğrafa bakılmadan, yaşanan darbe girişiminin nedenleri tam olarak görülemeyecektir. ABD emperyalizminin Ortadoğu’ya müdahalesinin zemini IŞİD karşıtlığı üzerinden kurulurken bu müdahalenin aracı olarak ise “Kürt devleti” kartı devreye sokulmuştur. Bu tablonun bir parçası ve oyuncağı olan AKP iktidarı, emperyalizmin çıkarları adına Suriye’nin ve Irak’ın parçalanmasına büyük katkı sağlamıştır. AKP’nin ABD’nin kuyruğunda başladığı dış politika yanlışlarının sonuçları hem bölge ülkeleri hem de Türkiye açısından büyük felaket olmuştur. Emperyalist stratejinin adım adım örüldüğü bir tablo bir yerden sonra ülkemizi vurmuş, işbirlikçi sermaye devleti ile emperyalist güçler arasında bir açı oluşmuştur.

Bugün gelinen durum özetle şudur; Türkiye’nin dış politikasında yaşanan değişim ve Kürt sorunu noktasında emperyalizm Türkiye’nin elini zayıflatmak için bir dizi müdahaleyi gündeme getirmekten çekinmemiştir.

Yaşanan darbe girişimi ister başarılı ister başarısız olsun son kertede Ortadoğu denkleminde Türkiye’nin tamamen Amerikancı bir hatta biat eden çizgiye çekilmesi girişimi olarak da okunmalıdır. Ortaya çıkan tablo sonuç olarak sermaye devletinin kurumlarından ordunun, yargının ve devlet kurumlarının bölünmesi, güçsüzleştirilmesi anlamına da gelmiştir.

Yaşanan bu darbe girişimi bir Amerikancı darbe girişimidir. İçeride Erdoğan’ı etkisizleştirmek kadar Ortadoğu’da emperyalizme daha fazla boyun eğen bir politik amacı taşımaktadır. Bu tabloda yine karlı çıkan emperyalizmden başkası olmamıştır.

Kaldı ki darbe girişiminin aktörlerinin siyasal bir programı, ideolojik bir söylemi ve toplumsal bir tabanı bulunmamaktadır. Ne istediği belirsiz bir darbe girişiminin yaratmış olduğu tahribatın kimlerin çıkarına hizmet ettiği bir kez daha görülmelidir. Bugün darbe girişiminde bulunanların, geçmiş yıllar da yine benzer bir emperyalist müdahaleyle AKP iktidarının önünün açılması ve rejim değişikliğinin gerçekleşmesi için Ergenekon, Odatv, Balyoz davaları gibi operasyonlarda aldığı rol ve bu operasyonlar sonucu ordu içinde yükseldikleri, komuta kademelerin de yer tuttukları bilinmektedir.

Ülkemizin son 14 yıllık dönemi bir karşı-devrim sürecidir. 1923 Cumhuriyet’inin yıkılması, siyasal İslamcılığın önünün açılması, Ortadoğu’da emperyalist planlar doğrultusunda mezhepçi dış politikanın devreye sokulması, yurt içinde haksız ve hukuksuz operasyonlar, anayasanın değiştirilmek istenmesi gibi olgular bu sürecin önemli adımları olarak hatırlanmalıdır. Bugün gelinen noktada bu karşı-devrim sürecinin ülkemiz adına bir yıkım anlamına geldiği bir kez daha görülmelidir. Ülkemiz emperyalist müdahaleye sonuna kadar açık hale gelmiş, Ortadoğu’daki cihatçı terör ülkemizi vurmuş, Cemaat üzerinden Türkiye dizayn edilmeye çalışılmıştır. Bu darbe girişimi bir dizayn ve müdahale anlamına gelmektedir.

Ancak bu durum AKP ve Erdoğan’ın anti-amerikancı bir çizgiyi temsil ettiğini ya da bu çizgiye çekildiğini asla ifade etmez. Tersine emperyalizm kendi çıkarı için farklı kartları elinde tutarak gerektiğinde bu kartları devreye sokmaktan çekinmemiştir. AKP ve Erdoğan, sonuna kadar işbirlikçi bir karaktere sahip olarak, iktidarını emperyalist güçlere borçludur. Bu açıdan işbirlikçisi olduğu emperyalist-kapitalist sistemin kurallarına boyun eğmek dışında bir seçeneği de bulunmamaktadır.

Ortaya çıkan darbe girişiminin boyutları ciddiyetle ele alınmak durumundadır. AKP’nin iktidarda bulunduğu bu gerici İkinci Cumhuriyet rejimi, büyük bir güç ve iktidar mücadelesinin çekişmeleriyle maluldur. Darbe girişiminin “tezgahlanmış bir oyun” olmadığı ne kadar gerçekse aynı zamanda darbenin AKP ve MİT tarafından önceden bilindiği de ayrı bir gerçektir. Karşılıklı tasfiye adımlarının planlandığı bir dönemde, düğmeye basılan darbe girişiminin hemen sonrasında emperyalist güçlerin ikircikli tutumu ayrıca bir yerlere not edilmelidir. Bu darbe girişiminin tersine çevrilmesine neden olan gelişmeler, darbenin önceden bilindiğini ve hazırlık yürütüldüğünü düşündürmektedir. Özellikle MİT’in darbe girişimine karşı hazırlıklı olduğu, bu yönde merkezi bir akılla davrandığı ve paramiliter faşist sivil güçleri devreye soktuğu görülmüştür. Askeri kışlaların elektriklerinin kesilmesi, iş makinelerinin yolları kapatması, sivil güçlerin kışla önlerine çekilmesi gibi örnekler ortada bir “sivil savunma” anlayışı olduğunu göstermektedir. Son kertede AKP iktidarı bu darbe girişimini kendi iktidar çıkarı için kullanmayı sonuna kadar denemiş, baskıcı, hukuksuz ve otoriter Erdoğan kimliği “darbeye karşı çıkan lider” görüntüsüyle aklanmaya çalışılmaktadır. Halkımız bu oyunu görmelidir.

Yaşananlar ülkemize ve emekçilere reva görülen kirli bir oyun olarak gayri-meşru ilan edilmelidir. AKP eliyle kurulan bu rejimin yaratmış olduğu tahribat bu darbe girişimiyle bir kez daha açığa çıkmıştır. Resmi rakamlar henüz belli olmamakla birlikte 300’e yakın kişinin ölümü ve binlerce insanın yaralanması, Meclis’in bombalanması, devlet kurumları arasında silahlı çatışmaların yaşanması, her yere TOKİ dikmekle ve köprüler açmakla övünen bir iktidarın başka bir yüzü olarak da mutlaka görülmelidir. Daha dün ülkemizin meydanlarında bombalar patlarken, bugün ülkenin savaş uçaklarının Meclis’i bombalıyor olması başka nasıl açıklanabilir?

Asker vesayetini yenmekle, istikrar getirmekle, 2023 vizyonu oluşturmakla, dünya ülkesi olduk söylemiyle, ileri demokrasi vaadiyle sabah akşam nutuk atan ve övünenler bugün ne diyeceklerdir?

Dün darbe, derin devlet, asker vesayeti diye diye siyasi iktidarı ele geçiren “ittifakın” birbirlerine darbe yapması nasıl açıklanacak? Liberallerin yetmez ama evet diyerek bu çizgiyi desteklemesi bugün büyük bir çelişki değil midir?

Yaşanan bütün bu gelişmeler ayrıca şunu da göstermiştir: Bir siyasal hareketin adı olarak ifade edilen İslamcılık ya da bizim deyişimizle gerici siyasal hareketlerin faşizmle, darbecilikle ve Amerikancılıkla sonuçlanan siyasal çizgisi kimse için şaşırtıcı olmamalıdır. İslamcılık ülkemize “huzur” değil kaos, darbe ve bombalı katliamlar getirmiştir.

Düzen içi iktidar mücadelesinin bir parçası olan darbe girişimine karşı sokaklara çıkan kitlelerin aynı zamanda faşist güruhları da barındırması darbe girişimi de kadar tehlikeli bir olgu olarak ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Yaşanan sürecin bilgisine sahip olmadan emir komuta altında ne yaptığını bilmeyen rütbesiz erlere yönelik linç, işkence ve saldırı görüntüleri, faşist güçlerin “en büyük asker bizim asker” sloganları altındaki sahtekarlıklarını da göstermesi açısından manidardır. Rütbesiz askerlere yönelik bu faşist saldırılar AKP tabanının gerçek yüzüdür.

Bununla birlikte AKP’nin sokağa döktüğü kitle yeri geldiğinde mobilize olabilen ve paramiliter bir örgütlenmeyle hareket edebilen bir durumdadır. Üstelik bu kitleninin kendini “darbe girişimini püskürten etkenlerden biri” olarak kodlaması, bu tabanın mobilizasyonunu ve motivasyonunu arttıracaktır. AKP bu açıdan sağın kitle tabanını tekleştirme yönünde adım atmaktadır.

Yaşanan darbe girişiminin siyasi sonuçları çok farklı boyutlarda ortaya çıkacaktır. AKP iktidarı ve Erdoğan, bu durumu sonuna kadar kullanacak, başkanlık rejiminin yolunu yapmak için sonuna kadar bu durumdan faydalanacaktır. Aynı zamanda, kendisine muhalif bütün kesimleri susturmak ve baskı altına almak için yargıda başlattığı yeni operasyonlarla başka bir darbe hukukunu gündeme getirecek, ülkemiz daha hukuksuz ve daha baskıcı bir yönetim altına girecektir. İkinci Cumhuriyet rejiminin yaşamış olduğu kriz, baskı ve otoriterleşme ile çözülmeye çalışılacak ancak bu durum yeni kriz ve toplumsal tepkilere yol açacak başka dinamikler yaratacaktır. Halkımız, ülkemizin gerici toplumsal dönüşümüne imza atan işbirlikçi bu kesimlerin iktidarına hizmet edecek politikalara karşı tepki vermekten çekinmemelidir. Emekçi halkımız, ülkemizi kana bulayan ve karanlığa gömenlere bir kez daha fırsat vermemek için örgütlü gücünü kurmalıdır.

Bu ülkenin emekçileri, yurtseverleri ve ilericileri için “Cemaatçiler mi? AKP mi?” sorusunun cevabını aramak “Kırk satır mı? kırk katır mı?” sıkışmasından başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Kısacası AKP dışarıda kuzu içeride kurt olmaya çalışacak, bunu demokrasi maskesi ve darbe karşıtlığı üzerinden şekillendirecektir. Türkiye ekonomisinin emperyalizme bağımlı olması, NATO üyeliği, dış politikada ortaya çıkan sıkışma AKP’nin emperyalizme kafa tutmasını mümkün kılmayacaktır. Meclis’te bulunan muhalefet partilerinin hemen AKP’ye ikirciksiz destek sunmasının altında emperyalizmin sopası olduğu bilinmelidir.

Açıkça ifade edilmelidir ki, bu ülkenin ilerici birikimi henüz devreye girmemiştir. İslamcı bir kanadı temsil eden cemaat enstrümanıyla amerikancı bir darbe girişimiyle yine İslamcı bir kanadın diğer temsilcisi AKP’nin faşist güruhları bu ülkenin kaderi değildir, olmayacaktır.

Ülkemizin bu karanlık tablodan çıkması için halkın meşru ve örgütlü gücü dışında hiçbir alternatif yoktur. Cumhuriyetçi yurttaşlarımızda dönem dönem görülen “Kemalist ordu”ya güvenin yaşanan darbe girişimiyle altının boş olduğu ortaya çıkmıştır. Ortada Amerikancılık, gericilik, cemaatçilik, Meclis’i bombalayacak kadar fütursuzluk, rütbesiz askerleri öldürecek canilik, başkanlık için her yolu deneyen kirli bir gerici, işbirlikçi sermaye düzeni vardır.

Gidişattan kaygılanan milyonlarca yurttaşımız bilmelidir ki; mücadele edilmeden izlenen bu süreç, karanlığın adım adım genişlemesine yol açmaya devam edecektir.

Yaşadıklarımız AKP eliyle kurulan İkinci Cumhuriyet rejiminin sonuçlarıdır. Bu rejim değişmelidir, yeni bir cumhuriyet kurma zamanı gelmiştir!

Emperyalizm, sermaye ve gericilik elinde nefes alınamaz hale getirilen ülkemizin eşit, özgür, laik ve kardeşçe yaşanabilecek bir emekçi cumhuriyetine ulaşma olanağı, ancak bu karanlık ve barbar düzene karşı verilecek kurtuluş mücadelesiyle mümkün olacaktır.

Türkiye Komünist Hareketi olarak, ülkemizin tüm ilerici birikimini, işçi sınıfımızı, bağımsızlıktan, emekten, eşitlikten, laiklikten, aydınlanmadan yana olan yurttaşlarımızı harekete geçmeye ve örgütlenmeye çağırıyoruz.

Emekçilerin laik cumhuriyeti, sosyalist Türkiye için asıl şimdi görev başına!

Ülkemiz emperyalist darbelere, gericiliğin katliamlarına, faşist güruhların caniliğine, başkanlık adıyla diktatörlüğe, gerici bir anayasaya teslim edilemez!

Bu memleket bizim, bu düzen onların!

Amerikancı darbeye, gerici AKP iktidarına hayır!

Halka hürriyet, yeni bir cumhuriyet!

Türkiye Komünist Hareketi

Merkez Komitesi

To Top