
Meclis Komisyonu’nda oy çokluğu ile kabul edilen “rapor”dan ülkenin demokratikleşmesinin ve temel sorunlarının çözümünün önünü açacağını beklemek, bir kez daha söylemek gerekirse, hayaldir. Çete ve mafyaların sözcülüğünü üstlenen MHP ile gerici tarikat örgütlenmelerine dayanarak sermayenin sözcülüğünü üstlenen AKP’nin kurduğu tek adam rejiminden demokrasi ve eşit yurttaşlık beklentisi, başkanlık rejimine meşruiyet katmak dışında bir anlama gelmemektedir.
Komisyon raporunda dile getirilen maddeler, tek adam rejiminin yüzüne yapılan makyajdan başka bir şey değildir. Baskı, hukuksuzluk, adaletsizlik, kanunsuzluk ortadayken, ülke tarikatlara, mafyaya ve sermaye derebeylerine teslim edilmişken, adı konmamış şeriat rejimi uygulamaları yaşama geçirilirken, her türlü muhalefet susturulurken, kumpas davalarıyla insanlar hapislerde çürütülürken, basın özgürlüğü yerine linç medyası varken, üniversitelerde akademik özgürlük ayaklar altına alınırken, yargı AKP’nin, güvenlik bürokrasisi ise MHP’nin ilçe teşkilatları gibi çalışırken komisyon raporu AKP-MHP iktidarına can simidi olmak dışında bir anlama gelmiyor: Yerel yönetimlerde bazı hakların tanınması karşılığı tek adam rejimi kendini konsolide ediyor.
Suriye’de Colani ile Abdi arasında yapılan anlaşma, Türkiye’de Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan arasında yapılmaktadır. Karşımızdaki gerçek, AKP-MHP eliyle kurulan “yeni rejime” Kürt siyasetinin entegrasyonundan başka bir şey değildir. Kürt sorununda burjuva çözüm ülkenin demokratikleşmesi makyajıyla sunulurken gerçekte olan gerici sermaye rejimine onay verilmesidir.
Mesele ülkenin birliği ise komünistlerin tutumu bellidir: Emperyalizmin bölge ülkelerini böl-yönet siyasetinin karşısında net olarak durduğumuz gibi ülkemizde bölünmeye/ayrışmaya hizmet edecek, zemin oluşturacak ya da yol verecek her türlü adımın karşısında olduğumuz da herkes tarafından biliniyor. Buradaki mesele Kürt siyasetinin ne istediğidir: Ya Türkiye’nin birliğinde yana olarak ülkenin ilerici güçleriyle yan yana duracak ya da adım adım mevzi kazanmak adına gerice rejime payanda olacaktır.
Bütün bu sürecin Türkiye’nin birliğine mi hizmet edeceğini yoksa emekçilerinin kardeşliği ve ülkenin birliğinin altına yeni bir fay hattı döşeyip döşemediğini zamanla göreceğiz. Ancak merkezde emperyalizmin çıkarlarına hizmet edecek patronların güçlü tek adam rejimi, yerel yönetimlere tanınan haklarla birlikte yerel patronların derebeyliğine yol açacak bir gelecek planlanmaktadır. Bunun Türk ve Kürt emekçilerinin kardeşliğini perçinleyen bir süreç olarak görülmesi ise çok tartışmalıdır.
“Emperyalist barış” bugün Türk ve Kürtlerin kardeşliği olarak propaganda edilirken “hangi etnik kökenden gelirse gelsin emekçilerin” sermaye sınıfı tarafından “ikinci sınıf” olarak görülmesi devam ediyor!
Komisyona girerek bu sürece meşruiyet katanların düştükleri şerh ya da ret oylarının ise bir anlamı olmuyor. Dün tek adam rejiminin demokrasi oyununa meşruiyet katmışlardı, şimdi de komisyona demokrasi makyajı oldular.