Basın Açıklamaları

Ekonomik Krizden Çıkışın Yolu: Kamucu ve Planlı Üretim Ekonomisi

Faiz-kur-enflasyon sarmalı emekçi halkı esir aldı. AKP iktidarının sermayesi için yürüttüğü ekonomi politikası, Türkiye’yi uçurumun eşiğine getirdi. Piyasayı “kıblesi” yapanlar, “özel güzeldir” diyenler, yatırım adıyla emperyalist tekellere kapıları açanlar, ülkeyi ekonomik krize sürükledi.

Bugünkü ekonomik ve sosyal bunalımdan sorumlu olan sermaye düzeni ve AKP iktidarıdır. Patronlar ve AKP iktidarı kol kola Türkiye’yi adım adım uçurumdan aşağıya itmektedir.

Sermaye düzeninin Türkiye için ortaya koyduğu, faiz indirimi/artışı, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı/uyumu, piyasalarla uyum/uyumsuzluk gibi ikilikler gerçekte mevcut sermaye düzenin yapısal krizine çözüm olarak öne sürülmektedir.  

AKP iktidarı ve Erdoğan yıllardır yürüttüğü politikalarla ülkeyi uluslararası tekellerin, finansal kurumların kucağına itmiştir. Ülkenin her türlü üretim sağlayan değeri, tarımı, sanayisi ve altyapısı yerli yabancı para babasına üç otuz paraya satanlar, bugünkü iktidarın kendisidir. AKP iktidarı ve Erdoğan, kendi kazdığı bu çukura emekçilerin girmesini istemektedir.

AKP iktidarının ekonomi politikası IMF’nin, Dünya Bankası’nın, uluslararası tekellerin ve emperyalist sistemin politikasıdır. Bu politika ise Türkiye ekonomisinde; bütçe açığı, cari açık, işsizlik, yüksek enflasyon ve yüksek faiz sorunlarına yol açmıştır.  

İktidarın karşısında Millet ittifakıyla temsil edilen anlayış ise 2000’lerin başında IMF’nin dayattığı ve AKP’nin uyguladığı ekonomik-sosyal anlayışın devamcısıdır.

Yerli ve yabancı para babalarının, uluslararası tekellerin, finans kuruluşlarının “Türkiye daha iyi nasıl sömürülür?” tartışmasından emekçilere çıkan “acı reçetedir”.

AKP’nin acı reçetesinde ülkenin değerlerinin başta Körfez sermayesi olmak üzere, uluslararası tekellere satılması vardır.

Muhalefetin acı reçetesinde ise para politikaları aracılığıyla “kemer sıkma” uygulamasının hayata geçirilmesi vardır.

Türkiye’nin işçi sınıfı, emekçileri, gençleri ve kadınları için bu anlayışın programında bir gelecek yoktur.

Kur değişimleriyle, faiz oranlarıyla oynamakla, borsa oyunlarıyla yerli yabancı tekellerin kârları sadece garanti altına alınır. Garanti altına alınması gereken asıl olgu ise emekçilerin geleceğidir.

Gelecek, yepyeni bir ekonomik ve sosyal programın hayata geçirilmesindedir.

Dış borca dayalı, sıcak paraya bağımlı ve inşaat odaklı ekonomi politikası duvara çarpmıştır. Bu politika son bulmadan toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan emekçilerin ihtiyaçları karşılanmadan kalkınma da refah da olmaz!

Üretmeden, ülke tarımının, sanayisinin, altyapısının, iletişim olanaklarının, madenlerinin ve limanlarının sahibi emekçiler olmadan bu krizden çıkılamaz.

Bugün iktidar ve düzen partilerinin tamamının programının anlamı şudur; sermaye için zenginleşme, patronların borçlarının “devletleştirilmesi” ve faturanın emekçilere kesilmesi!

Partimiz Türkiye Komünist Hareketi, on adımda emekçilerin ihtiyaçlarının, ekonomik ve sosyal olarak nasıl hayata geçirileceğini ilan etmektedir. Bu çerçevede, emekçileri aşağıdaki maddeler için mücadeleye çağırıyoruz:

1- Borçlar değil, üretim devletleştirilecektir!

Emekçilerin bugüne değin alın teriyle oluşan fabrikalar, madenler, limanlar, ulaşım, iletişim ve enerji gibi bütün stratejik ekonomik ve toplumsal değerler emekçilerin malı olarak devletleştirilecektir. İktidar tarafından krize karşı gündeme getirilen teşvik, vergi indirimi, ucuz kredi, hibe, devlet garantisi gibi uygulamalar emekçilerin cebinden sermayeye aktarılan kaynaklardır. Bu yol ile toplumsal refah değil, patronların çıkarı korunur. Toplumsal refah için tek yol, emekçilerin çıkarlarının göz önünde bulundurulduğu devletçi bir ekonomik sistemdir.

2- Şirketleri, borsayı değil, emekçilerin geleceğini kurtaralım!
Yıllardır emekçilerin sırtından geçinen, düşük faizli krediler ve borsa oyunlarıyla toplumun ürettiği değerleri emperyalist tekellere ve sermaye sınıfına aktaran para politikalarından vazgeçilecektir. Banka ve finans kuruluşlarının devlet garantisi ile sermaye sınıfına kredi akışına son verilecektir. Bütün özel bankalar ve finans kurumları devletleştirilecektir. Ranta, faize ve sömürüye dayanan ekonomi yerine, merkezi planlama ile emekçi halkın çıkarlarını esas alan, üretim odaklı bir ekonomik model tesis edilecektir.

3- Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) patronların değil, emekçilerindir! Geçmişte fabrikaları, taşınmazları, araçları, liman ve madenleri özelleştirme aracılığıyla eline geçiren tüm sermaye grupları, bu ülkenin emekçi halkına verdiği zararı ödemek zorundadır. Emekçilerin alın teri ile kurulan büyük sanayi kuruluşları ve devlet kurumları özelleştirme adı altında yağmalanmıştır. Özelleştirilen KİT’lerin tamamı devletleştirilecek ve sermayedarların yıllardır emekçileri sömürerek elde ettiği kârlar geri alınacaktır.

TÜPRAŞ, PETKİM, TELEKOM, TEKEL, TÜMOSAN, Türkiye Şeker Fabrikaları, Paşabahçe Cam Sanayi, Ereğli Demir Çelik ve özelleştirilen tüm diğer kurumlar yeniden emekçilerin olacak. 

4- Emekçilerin değerlerini dış ve iç borç bulmak, sermayeye kaynak aktarmak ve özelleştirmek için kullanan Varlık Fonu uygulaması soygundur! Varlık Fonu’na aktarılan tüm iktisadi faaliyetlerin finansal yapıları merkezi bütçeye yeniden katılacak, buradan elde edilen gelirler sanayi, tarım, bilişim, hizmet, alanındaki yatırımlar için kullanılacaktır.

5- AKP iktidarı boyunca kamu garantileri ve ihaleleri yoluyla sermaye aktarımına son verilecektir! Kamu garantisinin verildiği tüm yatırımlar emekçi halkın alınteri ile yaratılmıştır. AKP’nin yap-işlet-devret modeli ile yandaşlara peşkeş çektiği bütün değerlere el konulacaktır. Bu doğrultuda yapılan bütün ihaleler, verilen garantiler iptal edilecektir. Otoyol, köprü, alt geçit, havalimanı, şehir hastaneleri ve liman projeleri devlet tarafından yapılacaktır. 

6- Tarımı ve yerli üretimi baltalayan, gıda ve temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatlarını arttıran Gümrük Birliği anlaşması tek taraflı olarak fesih edilecektir. Dış ticaret kamunun kontrolünde ve emekçilerin çıkarı gözetilerek devam edecektir.

7-Tarım ve gıda üretiminde maliyetleri arttıran, bağımlılığı pekiştiren, tohum ve gıda üretimini baltalayan tüm tekellerin faaliyetine tek taraflı son verilecektir. TİGEM aracılığıyla yerli tohum üretimi sağlanacak, yerel tarımsal üretim hariç tüm gıda üretimi devletleştirilecektir. 

8- Sağlık hizmetlerinde piyasanın sözünün geçmesi kabul edilemez. Sağlıkta özelleşmeye derhal son verilecek, sağlık hizmetleri ücretsiz bir biçimde kamu tarafından sağlanacaktır. Kamusal bir hizmet olarak sağlıkta ilaç ve aşı üretimi de dahil olmak üzere tüm sağlık sektörü devletleştirilecektir. 

9- Eğitim her yurttaşın temel hakkıdır! Piyasa için eğitim anlayışına son verilecek, eğitim sektöründe bulunan vakıf üniversiteleri ve tüm özel okullar devletleştirilecektir. Bilimsel üretim piyasanın değil, toplumun ihtiyacı gözetilerek gerçekleştirilecektir.

10-Kamucu ekonominin temel özelliği olan planlama olgusu etkili bir biçimde, bilimsel ve yeni tekniklerle yeniden hayata geçirilecektir. Bu amaçla Devlet Planlama Teşkilatı yeniden kurularak üretim ve hizmetler merkezi bir biçimde planlanacaktır.

Kamucu ve planlı bir ekonomi Türkiye’nin geleceğinin, emekçilerin, işçi sınıfının ve gençlerin yegâne çıkış yoludur.

Ülkemizin kalkınması için planlı ve kamucu bir ekonomi kurulacaktır! Planlı kalkınmayla ülkemizde yoksulluk ve işsizlik ortadan kaldırılacaktır.

Emekçileri geleceğimize sahip çıkmak için mücadeleye çağırıyoruz: Yeni bir Cumhuriyet, eşit ve özgür bir Türkiye’yi birlikte kuralım!

Türkiye Komünist Hareketi

To Top