TKH’den 1 Mayıs değerlendirmesi: 1 MAYIS’TAN SONRA ANKARA!

TKH’den 1 Mayıs değerlendirmesi: 1 MAYIS’TAN SONRA ANKARA!

Genel Merkez Yazar: Genel Merkez -May 03, 2026 0 Views

İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ta Türkiye’nin birçok ilinde işçiler, emekçiler, emekliler, gençler ve kadınlar meydanları doldurmuş, gerici AKP ve faşist MHP’nin kurduğu istibdat rejimine boyun eğmeyeceklerini bir kez daha göstermişlerdir. Yoksulluk, baskı, hukuksuzluk, adaletsizlik, gericilik ve sömürünün adı olan tek adam rejimine karşı meydanlarda emekçilerin sesiyle “kutlanan” 1Mayıs, Türkiye’nin 1’den büyük olduğunun sesi olmuştur. 1 Mayıs, ülkemizi sermayeye ve emperyalizme peşkeş çeken tek adam rejimine karşı en büyük barikatın bizzat emekçi sınıflar tarafından örüleceğini teyit etmiştir.

Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs’a kapatılması hem anayasanın ayaklar altına alınması hem de Anayasa Mahkemesi kararlarının yerine getirilmemesi bakımından suç teşkil etmektedir. “Gezi travmasını” üzerinden atamayan AKP iktidarının Taksim Meydanı’nı yasaklaması ile Taksim’de 1 Mayıs kutlamak isteyen işçi ve devrimcilere yönelik polis saldırısı ve gözaltılar yaşadığımız baskı rejiminin açık resmidir. Yaşanan gözaltılar ülkemizin adeta bir polis devletine dönüştüğünü bir kez daha göstermiştir.  

1 Mayıs’ta işçi ve kamu emekçisi konfederasyon yönetimlerinin, işçi sınıfı ve emekçilerin taleplerini ve sözlerini taşıyamadıklarını ve onlara öncülük edemediklerini bir kez daha görmüş olduk. Sendikal bürokrasinin işçi sendikaları üzerinden kurdukları tahakküm, 1 Mayıslarda işçi kortejlerinin politik düzeylerinin düşüklüğünün ana nedenidir. Yoksulluk, sömürü, işsizlik, geleceksizlik kıskacı altında büyük bir tepkiyi içinde barındıran işçi ve emekçilerin önü bizzat sendikal bürokrasi tarafından kesilmektedir. Sendikal bürokrasinin sınıfın sesi olacağına neredeyse düzen muhalefetinin sesi olmaya çabalaması, 1 Mayıs’ta işçi sınıfını devrimci enerjisinin soğrulmasının bir başka nedenidir.

2026 1 Mayıs’ın iki büyük eksiği bulunmaktadır: Birincisi işçi sınıfının politik hedef ve taleplerinin belirsiz bırakılması, sınıfın politik sözünün etkin bir biçimde ortaya konulamamasıdır. İkincisi ise sendikal hareketin örgütlü gücünün ve potansiyelinin çok gerisinde bir katılım sağlanmasıdır. Türkiye’nin nüfusunun mutlak çoğunluğunu emekçilerin oluşturduğu bir tabloda sendikal örgütlenme oranı çok düşük olsa da mevcut sendikaların örgütlü güçlerini harekete dahi geçirmemesi ve sınıfın güncel politik talep ve hedefinin ülke siyasetine damga vuramaması, tersinden sermaye sınıfının egemenliğine yarayan en kritik konuların başında gelmektedir.

1 Mayıs’ta meydanları “bu memleket bizim” diyerek dolduran işçilerin, emekçilerin, ilericilerin ve yurtseverlerin önündeki yeni güncel görev, Ankara’nın kapılarını katillere, emperyalistlere, haydutlara kapatmak olmalıdır. 6-7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi, emperyalizmin yeni savaş planlarına Türkiye’nin ev sahibi olması anlamına gelecektir. Bu duruma hayır demek için 1 Mayıs’ta meydanları dolduran güçler, Temmuz’da Ankara’da güçlerini birleştirmelidir!

1 Mayıs’ta “Bu memleket Bizim” ve “Sosyalist bağımsız Türkiye” pankartıyla ve Orak-Çekiç saflarında yürüyen bütün emekçilere, dostlarımıza ve sempatizanlarımıza teşekkür ediyoruz! Sosyalizmin bağımsız hattını bu topraklarda örmeye çalışan komünistlerin ülkenin işçi sınıfının devrimci partisini örgütleme kararlılığı 1 Mayıs’ta görülmüştür: Partimiz ülkenin komünist partisi olma yoluna daha da güçlenmiş ve bilenmiş olarak devam ediyor!

Paylaş

İlgili Yazılar