“Butlan darbesi” halkın kaderini çizemez! Ya sosyalizm, ya istibdat!

“Butlan darbesi” halkın kaderini çizemez! Ya sosyalizm, ya istibdat!

Genel Merkez Yazar: Genel Merkez -May 25, 2026 0 Views

Geçtiğimiz hafta başlayan ve CHP Genel Merkezi’nin polis tarafından işgali ile birlikte yeni bir evreye geçen “butlan darbesi” ile ilgili Partimizin tespitleri ve görüşlerini kamuoyu ile paylaşıyoruz.

1-) Emperyalizmin desteği ve Türkiye sermayesinin onayı ile yirmi beş yıl önce iktidara gelen AKP’nin attığı son adımlar ülkemizde kurulan istibdat rejiminin en son görüntüsü olmuştur. Yapmak istedikleri şeyin, bu rejimin ve yönetim tarzının “en azından” iktidarları boyunca sürmesi olduğu açıktır. Gerici ve faşist iki partinin yönetimi altında Türkiye her geçen gün insanca yaşam koşullarından, temel hak ve hukuk değerlerinden uzaklaşmakta, yaşanan tüm baskıcı uygulamalar sistemin normali haline getirilmek istenmektedir.

2-) AKP, 12 Eylül darbesi sayesinde ortaya çıkmıştır, onun ideoloji ve siyasetinin günümüzdeki uzantısı olarak yaşamını devam ettirmektedir. Siyasal İslâmcılık bütün siyasi söylemini mağduriyet ve sözde darbe karşıtlığı üzerine kursa da kendisi darbe dönemini aratmayacak bir siyasal pratik içerisindedir. 28 Şubat mağduriyeti söylemi üzerinden “demokrasi” havariliğine soyunanların aslında ne istedikleri geçtiğimiz günlerde bir kere daha görünür hale gelmiştir.

3-) Bu süreç özünde yeni değildir. FETÖ ile işbirliği yaparak Ergenekon ve Balyoz gibi kumpaslara imza atan, 2010 referandumu ile yargıyı tam anlamıyla siyasetin güdümüne sokan, 2017’de mühürsüz oylar aracılığı ile tek adam rejimini geçirip “atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini” söyleyen, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını Yargıtay kararları ile veto eden bu zihniyetin kendisine rakip olarak ortaya çıkan bir odağı yargı ve devletin tüm araçlarını kullanarak tasfiyeye girişmesi son yirmi beş yıl içerisinde yaşananların mantıki sonucu olarak görülmelidir. AKP eliyle kurulan istibdat rejimi darbeler ile yaşayan bir karakter kazanmıştır. Bu iktidar tek adam rejimini tesis etmiş, Meclis’i tasdik kurumuna indirgemiş ve yargıyı tamamen iktidarın güdümüne sokarak siyasetin manipülasyon aracına dönüştürmüştür. Şimdi ise Anayasa’nın bu rejime uygun bir şekilde yeniden yazılmak istendiği bir döneme girilecektir.

4-) Ülkemizdeki ekonomik krize çözüm bulmak gibi bir derdi olmayan, patron sınıfının kârlarını garanti altına alarak siyasetteki varlığını devam ettiren, emperyalizmle işbirliği üzerinden meşruiyet sağlamak isteyen ve gericilik başlıklarında tam gaz yola devam eden bu iktidar ne olursa olsun yönetimde kalmak istemektedir. Özellikle son seçimlerde aradığını bulamayan AKP’nin, özünde kapitalist sistemin mantığı ve işleyişi ile problemi olmayan CHP’ye dönük böylesi bir operasyon içerisinde olmasının açıklaması burada aranmalıdır. Bu bağlamda, yapılan “iç cephe” çağrılarının da aslında iktidarın bir taktiği olduğu açığa çıkmıştır.

5-) Bahsettiğimiz üzere, sistemin özü yani serbest piyasa ekonomisi ile sorunu olmayan, emperyalizme ve özelde NATO’ya ya da emperyalizmin son saldırganlıklarına bakışta iktidar partileri ile büyük bir farklılığı bulunmayan, güncel bağlamda “çözüm süreci”ne cepheden karşı çıkmayan ve hatta destek verdiği bilinen, laikliğin savunuma konusunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” çizgisinin ötesine pek de geçemeyen Özgür Özel – Ekrem İmamoğlu CHP’sine dönük böylesi büyük bir operasyonun yapılması, sermaye düzeninin artık normali haline gelmiş olması yanında, sürecin helalleşme-normalleşme hattının sonucu olduğu da açıktır. Ortada sermaye düzenindeki çeşitli krizler bulunmaktadır. Bu krizlerin hepsi son tahlilde Türkiye kapitalizminin ve emperyalizmle kurulan ilişkilerin fay hatlarında yer almaktadır. Türkiye’nin gerçek fay hatlarının ise ekonomik kriz ile her geçen gün daha fazla yükselme potansiyeli taşıyan sınıfsal tepkilerde, Türkiye’yi tarikatların egemenliğine sokan gericiliğe karşı laiklik isteyen kitlelerin özlemlerinde ve ülkenin bağımsızlığı için emperyalizme karşı ayağa kalkmaya hazır dinamiklerde yer aldığını bu noktada bir kere daha hatırlatmak istiyoruz.

6-) Düzen muhalefetinin amiral gemisi CHP’ye dönük iktidar eliyle yapılan “butlan darbesi” kabul edilebilecek bir durum değildir. Geçtiğimiz yıl Ekrem İmamoğlu üzerinden yapılan “19 Mart darbesi” ve sonrasında yaşananlar hukukun ayaklar altına alındığı ve yargının artık sopa değil işkence aletine dönüştürüldüğü bir tabloyu ortaya çıkarmıştır. Bu tablonun tersine döndürülmesi için büyük bir mücadele döneminin açılması gerektiği açıktır. “Butlan darbesi” emekçi halkın kaderi değildir, olmayacaktır.

7-) Bu bağlamda, yeni bir mücadele döneminin başlatılması gerekmektedir. Halkın kaderini eline alabilmesi ancak örgütlü siyasal mücadele ile olacaktır. İstibdat rejimi, CHP saflarında dahi olsa halkın en temel örgütlenme ve siyasete katılım mekanizmalarını dahi ortadan kaldırmak; emekçiler içerisinde derin bir umutsuzluğu ve siyasetten uzaklaşmayı yaymak için uğraşmaktadır. Meşruiyetini emperyalizmden almak konusunda tereddüdü olmayan ve hatta bu durumdan memnun olan AKP iktidarının son tahlilde meşruiyetini üyelerinden ve delegelerinden alan CHP yönetimine müdahalesinin arka planındaki olgulardan bir tanesi de budur. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu süreçte AKP iktidarının kolu gibi hareket etmesi de sürecin tuzu biberi olmuştur.

😎 Bugün Türkiye’deki sermaye iktidarının yenilmesi için çok daha büyük bir örgütlenmenin hayata geçirilmesi ve işçi sınıfının bağımsız siyasi mücadelesinin ete kemiğe bürünmesi Türkiye sosyalist hareketinin önünde görev olarak bulunmaktadır. İstibdada karşı olmak ve CHP’ye dönük operasyona hayır demek ile CHP’nin ya da CHP’nin bir kanadının peşinden gitmek arasında Türkiye devrimci hareketi açısında bir sınır ya da çizgi olduğu ise herkesin malumudur. 2023 seçimlerinde Türkiye solunun önemlice bir kesimi tarafından bu sınır hoyratça aşılmış ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun fütursuzca desteklenmesi gündeme gelmiştir. Türkiye devrimci hareketi yoğurdu üfleyerek yemek yerine artık yoğurdu kendi yapacağı bir dönemin kapılarını açmalıdır.

9-) Türkiye’de emek, laiklik, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesi esastır. Bugün maden işçilerinin, inşaat işçilerinin, eğitim emekçilerinin güncel mücadelesi tüm toplum için umut olmakta, insanca bir yaşam mücadelesinin nüveleri her yerde olgunlaşmaktadır. Holdingleşmiş tarikatların ve onların siyasi uzantılarının egemenliğindeki bir iktidar, dini ve inancı sömürerek tüm yurttaşların geleceğini tehdit etmektedir. “Epstein koalisyonu”nun başkanı yani haydut Trump’ın varlığından ve emperyalizmden meşruiyet almak isteyen bu iktidar yaşadığımız yoksulluğun, kutuplaşmanın ve sömürünün temel nedenidir. Tüm bunlardan kurtuluş yolu sosyalizm mücadelesinin yükseltilmesinden ve bunun için örgütlenmekten geçmektedir.

10-) 21. yüzyılda dünyada, ülkemizde ve bölgemizde yaşananlar bundan yüz yıl önce söylenen “Ya sosyalizm ya barbarlık!” sözünü yine gündeme getirmiştir. Türkiye’de eşitliğin, özgürlüğün, hakkın, hukukun, adaletin yolu ise istibdat rejiminin sona erdirilmesinden yani sosyalizmden geçiyor. Artık başka yol kalmamıştır. Tam da bu yüzden “Ya sosyalizm ya istibdat!”.

Paylaş

İlgili Yazılar