
Emperyalist işgale karşı kazanılan zaferin 104. yılındayız.
Anadolu’nun emperyalist devletler tarafından işgaline karşı verilen kurtuluş mücadelesinin en önemli ayağı olan 30 Ağustos, emekçi halkın birliğinin emperyalizmden daha güçlü olduğunun da kanıtı olmuştur. 104 yıl sonra, 30 Ağustos zaferinin anlamı açıktır: Emperyalizm gelebilir, açık bir şekilde işgal edebilir, yerli işbirlikçileri aracılığıyla ülkeyi parsel parsel satın alabilir ama emekçi halkın mücadele azmi ve birliği karşısında er geç yenilir!
104 yıl önce kazanılan zafer, sadece emperyalizmin ülkemize kölelik zincirleri takmayı hedefleyen Sevr’ini yırtıp atmakla kalmamış, aynı zamanda saltanatın da gerçek yüzünü göstermiştir. İmzalanan Mondros ve Sevr teslimiyet antlaşmalarıyla “Payitahtın” çıkarını halkın bağımsızlık ve özgürlüğüne tercih eden saltanat da 30 Ağustos’la tarihe gömülmüştür.
30 Ağustos Zaferi, sadece emperyalizme ve Yunan işgaline karşı değil, Vahdettinlerin, Damat Feritlerin, Ali Kemallerin ve bilumum uğursuz gericinin işbirlikçiliğine karşı da kazanılmıştır. Emperyalizm yenildiği gibi gericilik ve işbirlikçilik de aynı şekilde yenilmiştir.
30 Ağustos Zaferi, Kuvâ-i Milliye’nin isimsiz kahramanlarının, yoksul köylü ve emekçi halkın bağımsızlık için gösterdiği fedakarlığın, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının mücadelesinin eseri olarak kazanılmıştır.
30 Ağustos Zaferi’nde, aynı zamanda “Yunanistan’ın Anadolu’yu işgali İngiliz emperyalizminin marifetidir, yoksul köylü Anadolu’daki kardeşlerimize silah sıkmayacağız” dedikleri için kurşuna dizdirilen Yunan komünistlerinin, Büyük Taarruz’un planlanması ve gizlenmesi esnasında verdiği destekle Sovyetlerin, başından beri kurtuluş mücadelesine siyasi, ekonomik ve askeri destek veren Lenin’in de payı vardır.
30 Ağustos’un bu açık politik anlamına rağmen, aradan geçen 104 yılda ülkemiz adım adım emperyalizme ve gericiliğe teslim edilmiştir. Silahla ve emekçi halkın azmi ile kovulan emperyalizm, askeri, siyasi ve ekonomik olarak geri gelmiştir. NATO’su, IMF’si, Gümrük Birliği ile işbirliğini sürdürmeyi temel politikası haline getiren iktidarlar, 30 Ağustos’un siyasal sonuçlarının tam tersini temsil etmektedir.
Bugün ülkemiz ve emekçi halkımız, aynı 100 sene önce olduğu gibi büyük bir felaketin eşiğine sürüklenmektedir. Türkiye’de toplanan NATO Zirvesi, AKP’nin büyük propagandasına rağmen, bir kez daha emekçi halkımızı emperyalizmin çıkarları uğruna cepheye sürmek istendiğini göstermiştir.
Zirve sonrası alelacele Suudi Arabistan ve Pakistan ile Türkiye’nin imzaladığı askeri pakt, Türkiye’nin emekçi halkını Yemen’e asker olarak göndermesinin önünü açmıştır.
Yüzyıl önce İngiliz, Alman ve Fransız emperyalizmine boyun eğen sultanlar, Türkiye’nin yoksul köylüsünü, emekçisini Yemen çöllerine göndermişti. Bugün AKP, bu sefer ABD ve İsrail’in çıkarları uğruna emekçi halkımızı Yemen’in çöllerine-denizlerine göndermektedir.
30 Ağustos, Türkiye’nin emperyalizmin sömürgesi olması kaderini tarihin çöplüğüne atmıştı.
Dün emekçi halkın mücadelesi, kendine ihanet eden saltanatı da emperyalistlerle birlikte göndermişti.
Bugün de aynı şekilde, emekçi halk emperyalizmi ve istibdadı bir kez daha yenecektir.