NATO’nun Başkent Ankara’da gerçekleştirdiği 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin içeriği ve sonuçlarına yönelik Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Merkez Komitesi bir değerlendirme yayımladı.
Değerlendirmede, yeni bir dünya savaşının yolunun bizzat NATO tarafından döşendiği belirtilirken, NATO üyeliğinin, bugün Türkiye’nin ayağındaki en ağır prangalardan birisi olduğu vurgulandı.
TKH MK imzasıyla yayımlanan değerlendirme metninde şu ifadeler yer aldı.
NATO’NUN EMPERYALİZMİN SAVAŞ ÖRGÜTÜ,
AKP’NİN AMERİKANCI OLDUĞU TEYİT EDİLMİŞTİR!
- Ankara’da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, bir kez daha NATO’nun barış, istikrar ve savunma örgütü değil emperyalizmin savaş aygıtı olduğunu teyit etmiştir. Silahlanmaya ve savaş sanayisine yönelik alınan kararlar barışın ve istikrarın değil tersinden yeni bir dünya savaşının yolunun bizzat NATO tarafından döşendiğinin işaretini fazlasıyla taşımıştır. Varşova Paktı’na karşı bir “savunma örgütü” olarak kurulduğu edilen NATO’nun varlığını sürdürerek yürüttüğü genişleme siyaseti, yeni silahlanma siyasetiyle daha tehlikeli bir boyuta gelmiştir. Avrupa’nın geleceği barış ve istikrar değil savaşlara gebedir.
- Savaş sanayisinin geliştirilmesi, silahlanma bütçelerinin artırılmasının yanı sıra NATO zirvesinin sonuçlarından birisi de Rusya’ya karşı örtük bir savaş ilanıdır. Aynı zamanda tersinden Rusya’nın bir tehdit olarak sunulması Avrupa toplumuna silahlanmanın kılıfı olarak sunulmaktadır. Rusya’nın bir tehdit olarak gösterilmesi ise Avrupa savaş sanayi ve ticaret burjuvazisinin çıkarları adına emperyalist merkezlerin propagandasından başka bir şey değildir.
- NATO 3.0 adıyla pazarlanan zirve emperyalist ülkeler arasındaki çelişkileri çözmemiş, NATO içindeki uyumsuzlukları ortadan kaldırmamıştır. Avrupa’nın güvenliğinin doğrudan Avrupa ülkeleri tarafından üstlenilmesini isteyen ABD’nin, İspanya’ya ticari yaptırımlar uygulanması ile Danimarka’dan Gröndlandı’ı almayı bir kez daha dillendirmesi, ittifak içindeki çatlakları gösterirken, NATO üyesi ülkelerin stratejik farklılaşmasını da gözler önüne sermiştir.
- NATO toplantısı sırasında ABD emperyalizminin İran’la yürütülen barış görüşmelerini ayaklar altına alarak Ankara’da verilen emirle İran’ın bombalanması, ülkemizin itibarını ve güvenirliğini ayaklar altına almıştır. İran’a yönelik saldırı kararının Ankara’da alınması ABD’nin planlı tercihi olarak görülmeli, Türkiye’yi bölgesel ilişkilerde Amerika ve İsrail’in yanında olduğunu gösterme anlamına gelmiştir.
- Suriye’de İsrail’in güvenliği için iktidara getirilen HTŞ’nin lideri Colani’nin Ankara’ya davet edilmesi ve ABD başkanı Trump ile görüşmesi, siyasal İslamcılığın kimlerin vekil gücü olduğunu bir kez daha göstermiştir. Cihatçı terör, bizzat NATO toplantısı vesilesiyle NATO üyeleri ülkeleri tarafından aklanmıştır. Ortadoğu’daki siyasal İslamcılık emperyalizmin önünde icazet dilenmiştir.
- Ankara’da düzenlenen toplantıda alınan önlemler ve gösteriş, AKP’nin ve Türk sağının Amerikancı olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. Ankara zirvesi, AKP’nin Amerikancılığını ve Erdoğan’ın Trump dostluğunu teyit ederken, Filistin davasında AKP’nin nasıl bir ihanet içinde olduğunu da ayrıca göstermiştir. Filistin davasının AKP için hamasetten ibaret olduğu ortaya çıkmıştır. Yine aynı şekilde 15 Temmuz kanlı FETÖ darbesinin arkasındaki güç olarak ilan edilen ABD’ye karşı AKP’nin bu kişiliksiz tutumunun en az FETÖ kadar katıksız bir Amerikancılığı temsil ettiği bir kez daha teyit edilmiştir.
- Zirve için alınan önlemler ve abartılı protokol gösterişi, bir algı çalışması olarak Erdoğan’ın kendisinin ihtiyaç duyduğu meşruiyet arayışının bir sonucudur. Ancak bu meşruiyet gözaltı, baskı, sansür, yasaklamalar nedeniyle sentetik bir meşruiyet olarak toplumsal bir dayanaktan yoksundur. NATO zirvesi dolayısıyla Ankara’daki sıkıyönetim ilanı, halkın öfkesini ve tepkisini büyütmüştür. AKP’nin, milli ve yerli değil NATO’cu bir parti olduğu halkın gözünde daha da netleşmiştir.
- Öte yandan NATO zirvesinin sonucu Türkiye için hayal kırıklığı sayılmalıdır. Daha önce CAATSA yaptırımları yokken, S-400’ler nedeniyle bu yaptırımların gündeme gelmiş olduğu unutularak bugün yaptırımların kalkmasına sevinmek bilinçsizlik halidir. S-400’ler üzerinden Rusya kartını devreye sürmeye kalkan AKP’nin dış politikası, ABD’ye verilen S-400’lerin elden çıkartılması sözüyle, başarısız olmuştur. Bununla birlikte Devlet Bahçeli tarafından Rusya-Çin-Türkiye İttifakı önermesi de çok kısa bir sürede kadük hale gelmiş, AKP-MHP ittifakının dış siyasetteki başarısızlığının örnekleri arasında yerini almıştır. F-35 uçakları ve Kaan uçaklarına motor satışı ise ABD emperyalizminin taleplerine doğrudan bağlanmıştır. Kamuoyundan gizlenen bu taleplerin ne olduğu ise önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır. Ancak Ortadoğu’da İsrail ile anlaşma, Avrupa’nın güvenliği için Türk askerinin devreye sokulmak istenmesi ve Kıbrıs’ın emperyalist petrol şirketlerine peşkeş çekilmesi kuvvetle muhtemeldir.
- NATO zirvesi hem AKP’nin hem de NATO üyesi ülkelerin taktıkları demokrasi maskesini yüzlerinden düşürmüştür. Yasaklamalarla başlayan, sansür ve baskıyla devam eden, ev baskınları, gözaltılar ve tutuklamalarla yaşama geçirilen hukuk dışı ve anti-demokratik uygulamalar, emperyalizmin ve AKP ‘nin gerçek yüzüdür. Avrupa ülkelerinden demokrasi bekleyen kesimler için de bu tablo yeterince öğretici ve “NATO demokrasinin güvencesidir” diyenler açısından ise ibretlik olmuştur.
- Ülkemizde kimlerin yurtsever kimlerin işbirlikçi olduğu net olarak ortaya çıkmıştır. Bu ülkenin anti-emperyalist ve tam bağımsız Türkiye’den yana güçleri ülkenin devrimci ve sosyalist güçlerinden başkası değildir. Ana muhalefet partisi CHP gerekli tavrı koymamış, sendika yönetimleri ise bir kez daha kafalarını kuma gömmüşlerdir.
- Ülkemizin emperyalizme askeri ve siyasi olarak da bağımlı olmasının en etkili araçlarından birisi olan NATO üyeliği, bugün Türkiye’nin ayağındaki en ağır prangalardan birisidir. NATO üyeliğinin “ülkenin güvenliği” ve “demokrasinin güvencesi” ile ilişkisinin uzaktan yakından ilgisi olmadığı ülkemizdeki darbeler, katliamlar, hukuksuzluklar, baskılar ve gerici-faşist sağ iktidarlar fazlasıyla göstermektedir. Türkiye’nin tam bağımsızlığının yolu, ayağındaki bu prangadan kurtulmakla açılacaktır.