Çözüm süreci ve Kürt sorunu üzerine değerlendirme:
AKP REJİMİNE VE ‘AMERİKAN BARIŞI’NA HAYIR!
KÜRT EMEKÇİLERİNİN KURTULUŞU ÜLKENİN KURTULUŞUYLA MÜMKÜNDÜR!
Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Merkez Komitesi’nin son toplantısında yaptığı değerlendirmeler doğrultusunda kaleme alınan aşağıdaki metin, parti üyelerinin, dostlarının ve kamuoyunun dikkatine sunulur.
- Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin Kürt sorunu olduğu açıktır. Ancak Türkiye’nin temel sorunu sermaye düzeni, bugünün en önemli başat sorunu ise AKP iktidarı ve kurduğu gerici “yeni rejim”dir. Bu rejimi konu etmeyen hiçbir meselenin gerçek bir çözüme kavuşmayacağı açıktır. Bu nedenle Kürt sorunu ister Kürt siyasi hareketi tarafından ister düzenin siyasi aktörleri tarafından başat gündem sayılsın; Türkiye’nin ve emekçi halkın kurtuluşunun yegâne yolunun buradan geçtiğine dair görüş tarihsel, ekonomik, siyasi ve toplumsal nesnellikle uyumsuzdur. Kürt sorunu; emekçilerin, emeklilerin, ilericilerin, yurtseverlerin, gençlerin ve kadınların yaşadığı sorunların farklı düzlemdeki türevlerinden birisidir. Ülkemizdeki sorunların asli kaynağı sermaye düzeni ve AKP eliyle kurulan gerici tek adam rejimidir. Bu rejim, sermayenin gerici baskı rejiminden başka bir şey değildir.
- Bugün tartışılan konu, Kürt sorununun çözümü değildir. Kürt sorunu, sınıfsal bir sorun olarak ülkenin eşitlik, özgürlük ve demokrasi gibi mücadele başlıklarıyla doğrudan bağlantılıdır. Ancak sınıfsal olarak eşitliğin sağlandığı bir düzende ülkenin gerçekten demokratikleşmesi hayata geçirilebilir; Kürt emekçilerinin “eşit yurttaşlığı” mümkün olabilir. Bu açıdan bugün Kürt sorununun çözümü doğrudan emekçi sınıfların kurtuluş sorununa bağlanmış durumdadır. Çünkü ülkenin demokratikleşmesinin ve yurttaşlarının eşitliğinin tek yolu emekten yana, kamucu ve ilerici bir programdan geçer. Kapitalistler eliyle eşitlik sağlanması mümkün olmadığı gibi burjuvazinin demokratik değerleri çoktan terk ettiği ve artık gerici bir sınıf haline geldiği ülkemizdeki ve dünyadaki örnekleriyle sabittir. Ülkemizdeki faşist ve gerici aktörlerden herhangi bir demokratik çözüm beklentisi büyük bir hayaldir.
- AKP eliyle kurulan gerici ve Amerikancı rejimin yerleşmesi ile emperyalizmin bölgesel planlarına yönelik ön adımların atılması gündemdedir. Bu nedenle konunun silah bırakılması pazarlığına indirgenmesinin ya da çerçeve yasa üzerinden tartışılmasının bir sınırı bulunmaktadır. Asıl konu, mevcut rejimin bekası ve emperyalizmin Ortadoğu’daki plan ve hedefleridir. Bu olguların kesişim kümesinde bulunan Kürt sorununu bu çerçevede ele almadan meseleyi değerlendirmek mümkün değildir.
- AKP-MHP-DEM Parti tarafından yürütülen “çözüm süreci”, çerçevesi emperyalizmin bölge planları tarafından belirlenmiş bir rol ve misyon ortaklığına işaret etmektedir. Asli olarak bu ortaklığın merkeze konarak ele alınması gerektiği ve bununla bağlantılı olarak AKP-MHP bloku ve Kürt siyaseti arasında bir mutabakatın ortaya çıktığı açıktır. Bu mutabakatta gerici rejimin bekası, bu rejime Kürt siyasetinin entegrasyonu ve emperyalizmin bölgesel planlarına uyum bulunmaktadır. Konunun esası “İkinci Cumhuriyet” rejiminin yerleşmesi ile Ortadoğu’da “Amerikan barışı”dır.
- Bu çerçevede yeni rejimin sahiplerinin temel amacı Erdoğan’ın yeniden seçilmesi, tek adam rejiminin revizyonu ve bu doğrultuda yeni anayasanın onaylatılmasıdır. Gerici, emek düşmanı tek adam rejiminin tahkim edilmesine Kürt emekçilerinin siyasi ve demokratik hakları meze edilmektedir!
- Ülkenin ve işçi sınıfının bölünmesine yol açacak ya da hizmet edecek her türlü ekonomik, siyasal ve idari adımın karşısındayız. Komünistler, şiddetin, çatışmanın, baskının ve terörün ortadan kalkması için silah bırakılmasına kategorik olarak karşı değildir; aksine bunu her zaman savunagelmişlerdir. Ancak silahsızlanma ile AKP-MHP iktidarının gerici rejiminin bekasına destek olma zorunluluğu arasında da mutlak bir ilişki yoktur. Bugün yapılan, AKP eliyle kurulan “İkinci Cumhuriyet” rejimine entegrasyon ve bu rejime destek verilmesidir.
- Söz konusu istibdat rejimi olunca, silah bırakılması karşılığında yapılan “demokratik cumhuriyet” pazarlığının herhangi bir gerçekliği yoktur. İşçilerin en temel hak mücadelesinin yasaklandığı, aydınların ve muhalif seslerin hapse atıldığı, toplumun demokratik haklarının yok sayıldığı, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, belediye başkanlarının siyasi operasyonlarla tutuklandığı, sansürün kurumsallaştığı bir tabloda demokrasinin d’sinden söz etmek mümkün değildir.
- “Terörsüz Türkiye”, “çözüm süreci” ya da “barış süreci” olarak adlandırılan siyasi gelişmeler mevcut gerici emek düşmanı baskıcı tek adam rejiminin bekasına hizmet ettiği ölçüde ülkenin ilerici birikimi tarafından şüpheyle karşılanmaktadır. AKP-MHP gerici-faşist blokunun temsil ettiği siyasetin samimiyet sorunuyla malul olduğu ise özel olarak vurgulanmalıdır. Toplumda belirsizlik yaratan hususlardan bir diğeri ise silah bırakma karşılığında “özerklik sözü” verilip verilmediğidir. Kürt siyasi hareketinin ne karşılığında silah bıraktığı konusunda kamuoyunda ciddi bir kaygı mevcuttur. Bu kaygının temel nedenlerinden biri ise sürecin muhataplarının Amerikancı bir dış politikaya sahip olmasıdır. Çerçeve yasa bir çözüm yasası değil af yasası olarak gündeme gelirken, bu yasanın hangi pazarlıkların ve hangi yol haritasının bir aşaması olduğunun net olarak kamuoyu ile paylaşılmaması toplumda oluşan şüphenin nedenleri arasında sayılmalıdır.
- Bütün bunların ışığında Kürt siyasi hareketi ile AKP-MHP bloku arasındaki anlaşma ve mutabakatın çerçevesi somutlanmaktadır: Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçtirilmesi ve yeni anayasaya evet oyu verilmesi karşılığında Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na çekincelerin kaldırılması ve Anayasa’daki vatandaşlık tanımının değiştirilmesi gibi olasılıklar ufukta yer almaktadır. Bu başlıkların ülkenin demokratikleşmesinin koşulu olarak görülmesi ise önemli bir yanılsamadır. Bu başlıkların Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne mi yoksa fay hatlarının derinleşmesine yarayacağı doğrudan sürecin doğrultusuyla ilgilidir. Bu doğrultunun “ortak gelecek” için değil AKP-MHP eliyle kurulan rejimin yerleşmesi karşılığında Kürt siyasi hareketinin de “mevzi kazanma” pazarlığına işaret etmesi durumunda daha derin yaralar açacağı ihtimal dışı değildir.
- Şiddetin ve çatışmanın sona ermesinin, Türkiye’nin bölünmesine yol açacak her türlü adımdan kaçınılmasının ve emekçilerin, halkların kardeşliği ile ortak geleceğinin yolu; gerici-faşist, emek düşmanı istibdat rejimine karşı mücadeleden geçmektedir. Çünkü bugünkü mevcut rejim ve iktidar, emperyalizmin bölge siyasetinin bir aktörü olma misyonuyla hareket etmektedir. Kürt solcularının, ilericilerinin ve aydınlarının vereceği karar, böylesi bir misyonun parçası olup olmamak meselesidir.
- Sınıfsal bir çözümü hedeflemeyen ve gerici, baskıcı tek adam rejimini karşıya almayan hiçbir mücadele ve müzakerenin, Kürt sorununun çözümü ve emekçilerin birliği konusunda başarıya ulaşma şansı yoktur. Yeni rejimin anayasası, Kürt sorununda çözüm sosuna batırılmış bir şekilde toplumun önüne getirilecektir. Hem emekçi sınıflar hem de ülkenin demokratik hareketi ve ilerici yurttaşları açısından tuzak burasıdır.
- 1923 Cumhuriyeti’nin reddiyesi üzerine kurulan bugünkü istibdat rejimi, AKP’nin 24 yıllık karşı-devrimci iktidarının bir sonucudur. Emperyalist işgale ve saltanata karşı kurulan Cumhuriyet; İslamcı, Osmanlıcı, piyasacı ve Amerikancı AKP eliyle yıkılmış, yerine yeni bir rejim inşa edilmeye çalışılmaktadır. AKP-MHP bloku, laikliği ortadan kaldıracak, eşit yurttaşlık yerine Lübnan modeli etnik, mezhepsel ve kimlik temelli yeni bir anayasa istemektedir. Ortadoğu’da çıkarlarına hizmet edeceğini düşünen emperyalizmin master planı bir yana, böylesi bir rejimi ve anayasasını, kimlikçi-milliyetçi-İslamcı-liberal “akıl”, demokratikleşme zannetmektedir. Tam tersine, sermaye sınıfının emekçileri etnik, mezhepsel ve coğrafi temelde bölmesinin; sömürünün yoğunlaşmasının ve yurttaşlık temelindeki eşitliğin ortadan kaldırılmasının taşları döşenecektir. Eşitlik ve ‘eşit yurttaşlık’, ancak ve ancak kimlikçi değil toplumcu bir programla ve Cumhuriyet temelli bir yurttaşlık tanımıyla mümkündür. Bu ülkede hangi etnik kökenden gelirse gelsin bütün emekçilerin özgürlüğü de laiklikten geçmektedir.
- Ancak biçilen bu gerici, Amerikancı ve emek düşmanı elbise Türkiye’ye uymamakta, ülkenin ilerici birikimi ise boyun eğmemektedir. 24 yıllık AKP karşı-devrimi ile yapılmak istenen, emperyalizmle uyumlu yeni bir rejimin inşasıdır. Bu gerici elbiseyi Türkiye’ye uydurmak isteyen egemen güçler ve iktidar, bugün Kürt emekçilerinin oylarına ihtiyaç duymaktadır. Emperyalist odakların siyasetini güden liberalizm ise solun bir kısmını “yetmez ama evet” siyasetine bir kez daha ortak etmeyi başarmıştır.
- Gerçek çözümün ve kurtuluşun yolu, yeni bir cumhuriyet ve sosyalist Türkiye mücadelesinden geçmektedir. Yeni bir Cumhuriyet, Türk ve Kürt bütün emekçilerin ortak mücadelesinin eseri olacaktır. Türkiye’nin birliği, bütünlüğü, kardeşliği, bütün yurttaşların eşitliği, emekçilerin birliği ve Kürt sorununun çözümü buradan geçmektedir.