0541 515 1920 | iletisim@tkh.org.tr

TKH 3. Kongre Kararları
Emperyalizme karşı mücadele yükseltilmelidir!
TKH 3. Kongre Kararları

Laiklik üzerine karar

Sermayenin çıplak diktatörlüğü olarak ülkenin üzerine karabasan gibi çöken gerici rejim, 1923 Cumhuriyet’i ile hesaplaşmasının son aşaması olarak laikliği hedef tahtasına oturtmuş bulunmaktadır. Dayandığı gerici örgütlenmeler üzerinden başlatılan laiklik karşıtı ideolojik tutum, önümüzdeki dönemde laikliğin anayasadan ve yasalardan ilgası ile toplumsal alanda laikliğin tasfiyesine dönüşeceği bir siyasal düzleme geçmiştir.

Yasaklanmış tarikat, cemaat gibi yapıların devlet kurumlarından başlayarak toplumsal yaşamı teslim almasına izin verilmesi, gençliğin barınma sorunu ile baş başa bırakılıp yasadışı tarikat yurtlarına mecbur bırakılması, okullara imam görevlendirilmesi, karma eğitimin kaldırılması gibi eğitimin dinselleştirilmesinden, yargının dini referanslarla oluşturulmasına kadar bir dizi alanda hedeflenen yeni dönem anayasadan da laiklik ilkesinin çıkarılmasını ve laikliğin her alanda tasfiyesini hedeflemektedir.

İran ve Afganistan örneklerinde olduğu gibi, bugün Türkiye’de laikliğin tasfiyesi ülkemizin tam boy karanlığa ve sermayenin gerici diktatörlüğüne teslim anlamına gelecektir. Laikliğin tasfiyesine yönelik her türlü girişime karşı Türkiye’nin ilerici birikiminin geri çekilmesi, geri dönülmez siyasi ve toplumsal sonuçlara yol açacaktır.

Bu tehlikeye, sürece ve laikliğin tasfiyesine karşı Parti, emekçi sınıfların kurtuluş ve özgürlük mücadelesi için toplumum ilerici, yurtsever ve Cumhuriyetçi toplumsal kesimlerini ve dinamiklerini harekete geçirmeli, laikliğin tasfiyesine karşı büyük bir toplumsal direncin ayağa kalkması ve barikat olması için harekete geçmelidir. Parti, laikliğin tasfiyesine karşı başta toplumun ilerici birikimini ve dinamiğini temsil eden kesimlerle birlikte halkın yaşam alanlarında laikliğin tasfiyesine karşı barikat öreceği bir siyasal mücadelenin örgütlenmesine öncülük edecektir.

İşçi Sınıfı örgütlenmesi üzerine karar

Komünist bir partinin dayandığı temel toplumsal güç işçi sınıfı ve temsil ettiği siyaset işçi sınıfının tarihsel çıkarlarıdır. Bugün Türkiye’de kapitalist sınıfının mutlak egemenliği, bütün kanatlarıyla siyasi düzlemde işçi sınıfının mücadelesinin üzerine çökmüş durumdadır.

Aynı zamanda sermayenin sınıf diktatörlüğüne karşı liberal siyasetin ve orta sınıf siyasetinin, düzen karşıtı bir siyasal çizgiyi temsil etmediği açıktır. Bugün Türkiye’de solun politik düzlemde bir güç olarak oluşturulması, sosyalizmin bir siyasal güç haline gelmesi ve yeni bir komünist partisinin örgütlenmesinin temel nirengi noktası sınıf partisinin oluşması sürecidir.

Türkiye işçi sınıfı, tek devrimci güçtür. Bu gücün örgütlenmesi ve ayağa kalkması, komünist partinin en temel görevidir. Bugün işçi sınıfı yapısı içinde yaşanan değişim ve dönüşüm bir veri olarak ortaya konmalı, bu açıdan sınıfın örgütlenmesi noktasında yeni araçların geliştirilmesi bir zorunluluktur.

İş süreçlerinin ve iş mekanlarının parçalandığı, yeni emek türlerinin ortaya çıktığı, işçi sınıfı içinde çeşitliliğin arttığı ve beyaz yakalı emekçilerin ve hizmet sektörünün sınıf bileşiminde niceliğinin arttığı, sanayi proletaryasının öneminin daha da arttığı sınıf mücadelesinin yeni döneminde sınıfın örgütlenmesinde bütünlüklü bir mücadele verilmelidir.

Sendikal bürokrasinin işçi sınıfı üzerindeki etkisini kırmak, burjuva sınıfının işçi sınıfını tahakküm altına almak için koyduğu sendikal yasalar ile sınıfın bölünmüşlüğüne ve parçalanmışlığına karşı sınıfın birliğini örmek ve sınıfa karşı saldırılara karşı sınıfın dayanışmasını örgütlemek için sınıfın bütününe seslenecek ve bütününü temsil edecek yeni bir mücadele sürecinin örgütlenmesi karar altına alınır.

Sınıfın örgütlenmesinde sendikaları da kesecek ve aynı zamanda işyeri-mahalle gibi mekânsal ayrımları geçersizleştirecek yeni bir mücadele aracının örgütlenmesi için Parti, sermayenin saldırılarına, sermaye devletinin yasalarla sınıfın örgütlenmesinin önüne koyduğu engellere, sınıfın bölünmüşlüğüne karşı işçi sınıfının birliğini ve dayanışmasını örgütleyecek bir politik çıkışı karar altına alır, bu konuda araçların geliştirilmesi konusunda Merkez Komitesi’ni görevlendirir.

Anayasa konulu karar

20 yıldır ülkemizin yaşadığı karşı-devrim sürecinin toplumsal, ekonomik ve politik sonuçları bugün gelinen noktada yeni bir aşamaya geçmiştir. Emperyalist tekellerin ve doğrudan sermaye sınıfının çıkarlarını temsil eden gerici rejim, kendi müesses düzenini oluşturmak için anayasa değişikliğini hedefleyecektir. Anayasa değişiminin 12 Eylül cuntası tarafından dayatılan mevcut anayasaya karşı sivil anayasa kılıfıyla sunulacak olması AKP eliyle kurulan yeni rejimin yeni bir oyunu olacaktır.

Sermayenin çıplak diktatörlüğünün tesisi, gerici rejimin kurumsallaşmasının yolu ve 1923 Cumhuriyet kazanımları ile laikliğin tasfiyesi ile bu yeni rejimin hukuki ve idari yapısının kurulması anlamına gelecek yeni anayasa girişimi toptan reddedilmelidir.

Partimiz, AKP eliyle yeni anayasa girişimine karşı toplumsal ve siyasal mücadeleyi yükseltecek, kolektif olarak üreteceği “Sosyalist Cumhuriyet Anayasası” taslağı ve diğer araçlarla “Yeni bir Cumhuriyet Programı”nı topluma anlatacağı karşı bir çalışma yürütecektir.

Cumhuriyet’in 100. Yılı üzerine karar

Emperyalist işgal ve hanedan/hilafet koşullarında ve bunlara karşıt olarak 1923 yılında kurulan Cumhuriyet, 20 yıldır süren gerici bir dönüşümle tasfiye edilmiş, bugün yeni bir rejim inşa edilmiştir.

Bu süreç, tek başına AKP ile açıklanamaz. AKP’yi var eden ve bu gerici dönüşümün zemini bizzat kapitalizm ve sermaye sınıfı tarafından döşenmiştir. Kapitalist yolu tercih eden Cumhuriyet, bizzat kapitalizm tercihiyle adım adım kendisini yok etmiş, yeni rejim anti- komünist bir eksende kendisini var eden sermaye devletinin ülkenin ilerici birikiminin tasfiyesiyle, sermaye sınıfının çıkarlarıyla ve emperyalizmin yönelimiyle uyumlu bir biçimde bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır.

Başta laiklik, kamuculuk, bağımsızlık ve yurttaşlık başta olmak üzere Cumhuriyet’in bütün kazanımları iğdiş edilerek yeni rejimde tasfiye edilmiş, yerine gericilik, piyasacılık, bağımlılık ve tebaa kültü yeni rejimin nitelikleri olmuştur. Cumhuriyet’in kuruluş paradigmaları tasfiye edilirken ortaya çıkan rejim yeni-Osmanlıcı bir örtü altında Cumhuriyet’ten daha geri meşruti bir yönetime denk gelen başkanlık adıyla istibdat rejimine dönüşmüştür.

Türkiye burjuva sınıfı, Cumhuriyet’e ihanet ederken, mevcut rejimin emperyalizmle uyumu gözeten bir restorasyon siyaseti dışında bir programa sahip değildir. Bugün yeniden 1923 Cumhuriyeti’nin koşulları ise mevcut değildir.

Tarihsel bir ilerleme olarak 1923 Cumhuriyeti’nin kazanımlarının ileriye taşınması ancak ve ancak işçi sınıfının ve sosyalist hareketinin mücadelesinin eseri olacaktır. Laiklik, bağımsızlık ve kamuculuk için yeni bir Cumhuriyet programı ve hedefi ortaya konmak zorundadır.

Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. Yılında yeni bir Cumhuriyet mücadelesinin başlatılması ve yükseltilmesi Parti’nin öncülük edeceği bir mücadele başlığıdır. Ülkenin ilerici, yurtsever ve cumhuriyetçi toplumsal kesimlerinin direnişi sosyalist Cumhuriyet mücadelesinin yükseleceği zemin olacaktır.

Kongre, Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. Yılında yeni bir Cumhuriyet Programı’nın toplumsallaşması için Partinin siyasi çalışmasını yükseltme ve Yeni bir Cumhuriyet Sempozyumu örgütlenmesini karar atına alır.

Sığınmacılar üzerine karar

Türkiye Komünist Hareketi, ülkemize sığınan yabancılara yönelik her türlü düşmanlığın, ayrımcılığın ve sömürünün tereddütsüz karşısında yer alırken ülkemizin “batının mülteci gettosu” haline getirilmesine ve AKP’nin sığınmacılar üzerinden siyasal hesaplarına karşı da mücadele eder.

Ülkemizin emperyalizmin sığınmacı gettosu haline dönüştürülmesi gerçeği, gericiliğin din kardeşliği söylemi ve liberalizmin insan hakları söylemi ile örtülmeye çalışılmakta, karşısında ise zorla sınır dışı siyasetinin gündeme getirildiği ırkçı ve faşist siyasetin zemini döşenmektedir.

Partimiz, özellikle Arap halkına yönelik olmak üzere yabancı düşmanlığına hayır derken tersinden Türkiye’nin sığınmacı ülkesi haline getirilmesine de karşıdır. Öte yandan, bugüne kadar Libya, Suriye gibi ülkelerde kullanılan terör gruplarının sığınmacı ve göçmen gruplarından ayrıştırılması da gerekmektedir.

Bu çerçevede, Partimizin daha önce yayınladığı bildirinin güncellenerek etkin bir siyasi çerçevenin çizilmesi ve bu alandaki mücadelenin derinleştirilmesi hede]lenecektir.

Seçimler üzerine karar

Toplumsal bir mücadele yürütülmeden, mevcut rejime ve düzene karşı verilecek mücadelenin sandık siyasetine indirgenmesinin sınırları ortadadır. Hatta bugün oynanan demokrasi oyununda sandık siyasetiyle emekçi sınıflarının tepkilerinin soğrulduğu gerçeği bir yana doğrudan düzen siyasetinin kulvarına sokulduğu gerçeği ile karşı karşıyayız.

Verili toplumsal/siyasal tepkiyi, düzen siyasetine eklemlemenin bir yolu olarak karşımıza çıkan sandık siyasetine karşı emekçi sınıfların örgütlü mücadelesi Partimizin odak noktasıdır. Sandık siyasetinin bir sonucu olarak karşımıza çıkan aritmetik siyasetin yol açtığı reformizme ve burjuvazinin bir kanadına yedeklenme siyasetine karşı Parti, önümüzdeki yerel seçimlerde sosyalizmin bağımsız seçeneğini ortaya koyacaktır.

Düzenin rant, yağma ve yolsuzluk gerçeğinin gerçeklenme alanı olarak yerel yönetimler, komünistler açısından kazanılacak bir mevzi değil bir mücadele alanıdır. Önümüzdeki yerel seçimlerde Parti, düzen siyasetinin herhangi bir kesimine destek sunmayacaktır.

Bununla birlikte sosyalist ve devrimci güçlerin ortak bir güçbirliği üzerinden yerel seçimlerde sosyalizmin bağımsız adaylarını oluşturarak devrimci bir seçeneği oluşturmasının önemi açıktır. Parti, önümüzdeki yerel seçimlerde sosyalistlerin ortak adaylarının oluşması için bir güçbirliği oluşması için adım atacak, bunun mümkün olmadığı durumlarda ise sosyalist programının propagandası ve Partinin örgütlenme zeminlerini güçlendirmek için kendi adaylarını çıkaracaktır.

Sosyalistlerin ortak mücadele cephesi üzerine karar

Önümüzdeki dönem gerici, işbirlikçi ve emek düşmanı sermaye diktatörlüğüne karşı mücadelenin güçlenmesi ve emekçi sınıfların siyasi mücadelesinin ileri taşınmasında devrimci bir cephenin ihtiyacı ve önemi açıktır. Türkiye sosyalist hareketinde liberal/reformist hegemonyanın önüne geçmek ve asli olarak sermayenin gerici diktatörlüğüne karşı mücadelenin etkili kılınması için solun temel ilkeleri etrafında bağımsız bir sosyalist odağın ete kemiğe büründürülmesi komünistlerin temel görevlerinden birisidir. Türkiye’de sınıf mücadelesinin yükseltilmesi ve aynı zamanda sosyalist hareketin devrimci bir yönelime girmesinin yolunu açacak arayışlar ve pratikler komünistlerin önemli mücadele gündemlerindendir. Ancak bu arayışların en geniş cephenin oluşması üzerinden değil bir bütün olarak düzen karşıtlığını ve solun temel değerlerini merkeze alan siyasal bir yaklaşım üzerinden ele alınması zorunludur. Solun devrimci bir politik hattı örmesinin ve düzen karşıtı bir odağı teşkil etmesinin politik ilkeleri ise anti-emperyalizm, laiklik ve kamuculuktur. Komünistler, sosyalizmin bağımsız siyasal odağının yaratılması, devrimci bir kuvvetin oluşması ve solun ağırlık merkezinin güçlendirilmesi için ortak mücadele zemininin ancak ve ancak devrimci ilkeler ekseninde kurulacağını ifade ederler.

Sermayenin gerici sınıf diktatörlüğüne karşı bağımsız bir sosyalist odağın şekillenmesi için kurulan Sosyalist Güçbirliği bu açıdan ileri bir adımdır ve aynı zamanda yolun başında olmakla birlikte önemli bir siyasal mevzi olarak görülmelidir. Anti-emperyalizm, laiklik ve kamuculuk ilkeleri üzerinden kuruluşunu ilan eden Sosyalist Güçbirliği, düzen muhalefetine yedeklenmeden düzen karşıtı bir politik oluşum olarak kendisini tarif etmesine rağmen seçim sürecinde bu misyonunu yerine getirmekten uzak kalmıştır. Özellikle seçim sürecinde düzen muhalefetine yönelik ikircikli tutum, Sosyalist Güçbirliği’ni hareketsiz, yola çıkış amacı ve misyonunu yerine getirmesinde etkisiz kılmıştır. Bu durum bir kez daha solun bağımsız bir politik odak ihtiyacını gösterdiği gibi düzeni bütün kanatlarıyla karşıya almadan devrimci bir çıkış ortaya konamayacağını aynı zamanda yüzünü sola dönen toplumsal dinamikleri etkileyemeyeceğini fazlasıyla göstermiştir. Sosyalist Güçbirliği’nin kurulmasıyla sağlanan zemin ve siyasal mevzinin ileriye taşınması, kuruluş misyonu ve temel ilkelerinden taviz vermeden güçlenerek yoluna devam etmesi komünistlerin önemli gündemlerinden birisidir.

Komünistlerin Birliği üzerine karar

Komünistlerin birliği konusu, politik mücadelenin bir konusu olarak değerlendirilmeden ele alınamaz. Komünistlerin birlik sorununun çözümünün yolu işçi sınıfı partisinin örgütlenmesi sorunundan geçmektedir. Örgütsel birlik arayışı ve beklentisi, sınıf partisinin kuruluşu sürecinin/mücadelesinin konusudur ve bu mücadele pratiğinin ihtiyaçları tarafından belirlenecektir. Kongre, Parti’nin bugün içinden geçtiğimiz süreçte Türkiye işçi sınıfının öncü partisini örgütleme görevini temel bir görev olarak saptamaktadır. Bununla birlikte, bu temel görevin hep birlikte örgütlenmesi için ülkemizdeki tüm komünistleri Partimiz çatısı altında mücadeleye çağırırız.

Kıbrıs üzerine karar

Kıbrıslı Türk ve Rum halkının bağımsız ve birleşik bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nde kardeşçe yaşam özlemlerinin önündeki engellerin başında emperyalizm olduğu bir kez daha görülmüştür.

Türk ve Rum milliyetçiliği üzerinden, Türkiye ve Yunanistan sermaye sınıfının Kıbrıs’ı kirli işlerinin ve çıkarlarının merkezi haline getirmeleri işin diğer bir boyutudur. Kıbrıs sorununun çözümünde bu iki faktör ele alınmadan, emperyalizm ile Türk ve Yunan sermayesi ile onun Kıbrıs’ta işbirlikçi patronlarına karşı mücadele yükseltilmeden çözümün yolu döşenemez.

Kıbrıs sorununda Avrupa Birliği’nin bir çözüm adresi olamayacağı, emperyalist tekellerin Akdeniz enerji kaynakları üzerindeki çıkarlarında fazlasıyla görüldüğü gibi iki halkın birleşik ve bağımsız bir Cumhuriyet’te birlikte yaşamasının karşısına konulan iki devletli çözümün de Türkiye ve Yunanistan sermaye sınıflarının çıkarlarıyla doğrudan ilintili olduğu gerçeği ortaya konmalıdır.

Türkiyeli komünistler olarak, Türkiye sermaye sınıfının Kıbrıs’ı uyuşturucu, kumar ve mafya merkezi haline getirmesine ve emperyalizmin Kıbrıs halkına ait olan karbon kaynaklarına yönelik sömürgeci girişimlerine hayır diyoruz. Kıbrıslı Türk ve Rum emekçilerin, bağımsız ve birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nde birlikte yaşamasının yolu ne emperyalizmin ne de Türk/Yunan sermayesinin çıkarları tarafından çizilebilir.

Beş ülke kararı

Komünist Partilerin halen iktidarda bulunduğu Çin Halk Cumhuriyeti, Küba Cumhuriyeti, Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti, Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti olmak üzere beş ülkenin tümünde emperyalizmin ekonomik, askeri, siyasi ve ideolojik kuşatması ve ağır baskılarının yanı sıra devrim öncesinden devralınan geri üretici güçlerden kaynaklanan ekonomik zorluklar nedeniyle şu veya bu düzeyde kapitalist piyasa ilişkilerine alan açılmış durumdadır. Bu ülkelerdeki sosyalist geçiş süreçlerinin kaderini gerek kendi içlerindeki gerekse uluslararası düzeydeki sınıf mücadelelerinin seyrinin tayin edeceği açıktır.

Türkiye Komünist Hareketi, izledikleri ekonomik ve sosyal politikalara ilişkin eleştirel değerlendirmeleri saklı kalmak kaydıyla, komünist partiler tarafından yönetilmekte olan bu ülkeleri olası karşı devrim girişimlerine ve emperyalizmin siyasi, ekonomik, askeri ve ideolojik müdahalelerine karşı desteklemeyi proletarya enternasyonalizminin temel bir gereği olarak değerlendirir.

Çin üzerine karar önerisi

Çin Halk Cumhuriyeti ekonomisinin günümüzde ulaşmış olduğu düzey ve bu ülkenin küresel siyasi dengelerdeki güncel durumu, Çin Halk Cumhuriyeti deneyiminin ve Çin Komünist Partisi’nin “Çin’e Özgü Sosyalizm” olarak adlandırdığı devlet kapitalizmi esasına dayalı modelin daha detaylı bir incelemeye ve eleştiriye tabi tutulmasını gerektirmektedir.

1990’lı yıllarda dünya sosyalist sisteminin varlığına son veren büyük karşıdevrim dalgasına rağmen günümüzde halen bir komünist partisinin iktidarda bulunduğu ve son yıllarda önemli bir ekonomik gelişim kaydeden Çin Halk Cumhuriyeti’nin sosyalist mi, kapitalist (ve hatta emperyalist) mi yoksa ÇKP’nin ileri sürdüğü gibi sosyalizmin “ilk başlangıç aşamasında” olan ve üretici güçleri geliştirmek için piyasa mekanizmalarını ve devlet kapitalizmini birer araç olarak kullanan bir “geçiş toplumu” mu olduğu konusunda nihai bir vargıya ulaşmadan önce gerek Çin deneyimi gerekse bugüne kadar görülen sosyalist inşa pratikleri bağlamında daha yakından etüt edilmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken bir dizi başlık bulunmaktadır.

Sosyalizme geçiş için evrensel ölçüde geçerli tek bir formül yoktur. Her bir ülkenin komünistlerinin kendi ülkelerinin somut koşullarından ve toplumsal gerçekliğinden hareketle en uygun sosyalist inşa pratiğini yine kendilerinin belirlemesi gerekir.

Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında sosyalist inşa yoluna girdikten sonra önemli bazı kazanımlar elde etmekteyken Çin Komünist Partisi’nin 1960’lı yıllarda Sovyetler Birliği’ne ve SBKP’ye karşı izlediği hatalı tutum ve “üç dünya teorisi” gibi Marksizm-Leninizm’in bilimsel öğretisine aykırı tezlerle dünya komünist hareketinin bölünmesine ve emperyalizmin bu bölünmüşlüğü kendi bekasını sürdürmek için istismar etmesine yol açması, ülke içinde izlenen hatalı ekonomik politikalarla birleştiğinde sosyalist inşa süreci sekteye uğramış, başta bilim ve teknoloji olmak üzere üretici güçlerin gelişmesi gerilemiş, ülke içe kapanmış ve dış dünyadan adeta izole olmuştu.

Reform ve Dışa Açılma adı verilen ve Marksizm’in Çin toplumunun ve gerçekliğinin özgünlükleri dikkate alınarak somuta uygulanması anlamına geldiği şeklinde iddia edilen “Çin’e Özgü Sosyalizm” deneyiminin başlatıldığı 1980’li yıllardan itibaren tarımda kolektivizasyon yerine sözleşmeli aile işletmeleri sistemine geçilmesi, Çin’in doğu kıyısındaki 14 kentin doğrudan yabancı sermaye yatırımına açılması, devlet işletmelerine performans sistemi getirilmesi, 1990’larda sendikal örgütlenmeye ve grev hakkına ilişkin kısıtlamalar, bazı kritik devlet işletmelerinin özelleştirilmesi, kamu sektöründe çalışan işçilerin iş güvencesinin baltalanması, sözleşmeli çalışmanın yasalaşması, 2000’lerin başında Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması, kapitalistlere de ÇKP’ye üye olma izni verilmesi, Çin’e doğrudan yabancı sermaye yatırımının önündeki engellerin kaldırılması, 2010’da Çin’in dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline gelmesi, Pekin’den başlayıp Venedik’te bitecek olan ve kara yoluyla deniz yolunu birleştiren devasa bir ekonomik koridor olarak tasarlanan Kuşak ve Yol Projesi’nin başlatılması vb. adımların yanı sıra Çin emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin olarak daha çok batı ülkelerindeki araştırmalardan derlenen (bu nedenle de ihtiyatla yaklaşılması gereken) veriler solda ÇKP’nin sosyalizmle bir ilgisinin kalmadığı, Çin’in kapitalist bir ülke olarak nitelenmesi gerektiği yönündeki kanaatleri güçlendirmiştir.

ÇKP’ye göre ise bugün Çin’deki sosyoekonomik formasyon az gelişmiş bir sosyalizmdir ve bu başlangıç aşamasının uzun bir tarihsel dönem boyunca sürmesi öngörülmektedir. Çin’de “sosyalist piyasa ekonomisi” olarak adlandırılan hibrid modeli uygulaması, Çinli komünistler tarafından yarı- feodal ve yarı-sömürge bir toplumdan sosyalist topluma geçiş için üretici güçlerin geliştirilmesi “mecburiyeti” ile izah edilmektedir.

Çin’deki reformların Çin işçi sınıfının tarihsel kazanımlarında yarattığı tahribat, gelir adaletsizliği, göçmen işçiler olarak adlandırılan emekçi tabakanın oluşması ve bu tabakanın kötü yaşam koşulları, “nesnel çıkarının ülkede sosyalizmin inşası yönünde olduğu ve kazanılması gereken bir tabaka olduğu” iddiasıyla kapitalistlerin partiye üye olmalarının kabul edilmesi, doğrudan emperyalist sisteme eklemlenme anlamına gelen ekonomi politikasının uygulanması, emperyalist tekellerle kurulan iktisadi işbirlikleri ve hepsinden önemlisi kapitalist bir sınıfın oluşması gibi olumsuzluklar Partimizin ÇKP’nin Çin’e Özgü Sosyalizm pratiğine dair Marksist- Leninist eleştirisinin temel noktalarını oluşturmaktadır.

Öte yandan ÇKP’nin, 1,4 milyarlık nüfusu olan dünyanın bu en kalabalık ülkesinde açlığı ve aşırı yoksulluğu ortadan kaldırmayı başararak insanlık tarihinin en göze çarpan başarılarından birine imza atmış olduğu gerçeği de yadsınamaz. ÇKP, aşırı yoksulluğun ortadan kaldırılması sonrasında göreli yoksulluğun da yok edilmesi için çalışmaların süreceği, Çin’in 2035 yılına kadar temel düzeyde sosyalist modernleşmeye ulaşmış olacağı, tarım ve kırsal alanların modernize edilerek temelden yeniden yapılandırılacağı, göreli yoksulluğun daha da azaltılacağı ve 2050 yılına kadar Çin’in her boyutta büyük bir modern sosyalist ülke haline gelerek bütün Çin halkına müreffeh bir yaşam sağlanmasını hedeflediği iddiasındadır.

Sosyalist piyasa ekonomisi olarak adlandırılan devlet kapitalizmi uygulamaları ve Çin’in özgün koşullarında şekillenen ÇKP deneyimi, Türkiye devrimi ve Sosyalist Türkiye’nin inşası için bir model olamaz. Bununla birlikte kapitalizmin her türlü ilericilik vasfını yitirdiği, çürüdüğü ve insanlığa vadedecek hiçbir şeyi kalmadığı içinde bulunduğumuz emperyalizm çağında, Çin’i yoksul bir tarım ülkesi konumundan çıkarıp dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline getirenin, yüz milyonlarca insanı açlık, yoksulluk ve cehalet içerisindeki yaşamlarından kurtarıp ortalama düzeyde insani yaşam standartlarına kavuşturanın komünist partisi iktidarı olduğu göz ardı edilmemelidir. Çin’e Özgü Sosyalizm deneyiminin geleceğini sınıf mücadelesinin iç ve dış dinamikleri belirleyecektir. 

Çin Halk Cumhuriyeti’nin özellikle son yirmi yılda ekonomik, diplomatik ve askeri alanlarda kaydettiği hızlı ilerlemelerin küresel siyasette de çok kutuplu bir dünya düzenine doğru basıncı arttırması, ABD hegemonyasındaki dünya emperyalist-kapitalist sisteminin statükosu bakımından önemli bir tehdit olarak görülmektedir. ABD başta olmak üzere emperyalist batı ülkelerinde özellikle Tayvan ve Hong Kong meseleleri köpürtülerek “totaliter” karşı propagandasına tabi tutulan Çin Komünist Partisi iktidarına karşı güya insan hakları merkezli bir kara propaganda yükseltilmekte, koronavirüs pandemisinin Çin tarafından kasıtlı olarak yayıldığı, Şincan özerk bölgesinde yaşayan Uygurların soykırıma uğratıldığı gibi asılsız iddialarla dünya kamuoyunda ÇHC karşıtı bir nefret iklimi oluşturulmaya çalışılmakta, ticaret savaşları ve ekonomik yaptırımlarla ülke kuşatılmak istenmektedir.

Partimiz, emperyalizmin Çin Komünist Partisi’nin iktidarındaki Çin’e yönelik saldırgan ve emperyal siyasetine karşı anti-emperyalist duruşunu merkeze koyarak politik bir yaklaşım geliştirirken aynı zamanda Çin’in kapitalist-emperyalist dünya sistemine giderek entegre olma sürecinin özellikle nesnel dinamikler tarafından belirlenme tehlikesi ve gerçeğine işaret eder. Bu nesnel sürecin tersine çevrilmesi komünist partisinin öznel karar ve iradesiyle mümkün olabileceğini ve bu açıdan Çin Komünist Partisi’nin ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin bugün içinden geçtiğimiz çelişkili sınıf konumunda yer aldığını saptar. Bununla birlikte doğrudan emperyalist saldırganlığın ve emperyalizmin hedef tahtasına oturttuğu ve bir komünist partinin iktidarda olduğu Çin Halk Cumhuriyeti’ni karşı-devrim saflarında tanımlayan politik tutumdan uzak durulmalı, emperyalist gericiliğin egemen olduğu bir çağda en genel anlamıyla sosyalizmin bütün mevzileri ve anti-emperyalist bütün uluslararası dinamikler bu bağlamda ele alınmalıdır.

Küba Cumhuriyeti üzerine karar

Küba Komünist Partisi 2011 yılında gerçekleştirdiği 6. Kongresinden bu yana, Küba ekonomik sisteminin üretim araçlarının sosyalist mülkiyetine dayanmaya devam edeceğini vurgularken, sosyalist sistemin sürekliliğinin sağlanması, ulusal ekonominin geliştirilmesi ve halkın yaşam standartlarının iyileştirilmesi amacıyla özel sektöre ve serbest meslek faaliyetlerine izin verilmesi, tarım sektörünün desantralizasyonu, işletmelerin özerkliği ve sübvansiyonların kaldırılması gibi konuları içeren bir dizi ekonomik tedbiri hayata geçirmiştir.

Küba Komünist Partisi, atılan bu adımların kapitalizmin ya da piyasa ekonomisinin benimsemesinden ziyade sosyalizmi yenilemeyi gerçekleştirmek ve sosyalist sistemi iyileştirmek amaçlı olduğunu, Küba'nın tercihinin hala planlı ekonomiden yana olduğunu ve reformların sosyalist sistemle bağdaşmayan servet yoğunlaşmasına yol açmasına izin verilmeyeceğini ifade etmektedir.

Partimiz, emperyalist saldırganlığın ve ablukanın bütün boyutlarıyla karşı karşıya kaldığı sosyalist Küba Cumhuriyeti ile dayanışmanın devrimci bir görev olduğunu bir kez daha karar altına alır.

Emperyalizme karşı direnen Küba halkının ve Küba Komünist Partisi’nin sosyalizm yolunda ilerleyişini selamlarken, Küba ile enternasyonal dayanışma içinde olduğunu bir kez daha ilan eder.

Sahra Altı Afrika’sı üzerine karar

Kongremiz, dünyanın en önemli maden ve doğal kaynaklarına sahip bölgelerinden biri olan Sahra Altı Afrika’sı ülkelerinden Burkina Faso, Mali ve son olarak Nijer’de emperyalizme karşı yükseltilen direnişi selamlamaktadır. Bu ülkelere yönelik ABD ve Fransa başta olmak üzere tüm emperyalist güçlerin müdahale tehditlerinin ve olası müdahalelerinin karşısında bu ülkelerin emekçilerinin yanında olduğumuzu ifade ederiz.

Bu direnişin, tüm kıtaya yayılmasını ve sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı Afrika tarihindeki mücadeleler ile Patrice Lumumba, Amilcal Cabral, Robert Mugabe, Julius Nyerere, Thomas Sankara gibi devrimci önderlerin mirasının izinden gitmesini diliyoruz.

WhatsApp